Ne Yaşadık Biz Bu Yaz? *

Çift haneli yıllar sporseverlerin bayram yılıdır desek yeridir. En başta, sporla birlikte barış ve kardeşliği temel alan, dört yılda bir müthiş bir şölen tadında gerçekleşen olimpiyatlar vardır. Olimpiyatlardan boşta kalan yılları ise Dünya Kupası parseller… Her ikisi de başladığı andan itibaren tüm dünyayı ekrana kilitler ancak temeldeki farklarını da hissettirmekten geri kalmaz. Olimpiyatlar amatör ruhu yüceltirken Dünya Kupası, profesyonel yaklaşımının arka planında izleyiciye daha materyalist bir dünya sunar.

Bu yıl, 24 hasret (!) dolu yılın ardından davul zurna ile duyurduğumuz gibi Dünya Kupası için tekrar yeşil sahalardaki yerimizi aldık. Bunca sene beklemişiz sessiz sedasız mı yola çıkacaktık? Elimizi korkak alıştırmadık; nota bilen herkes bir marş besteledi, kesesine güvenen herkes bir vaatte bulundu. Bin bir coşku ile yolcu ettiğimiz oyuncularımızın ardından döktüğümüz suyun ayarını biraz kaçırdık herhalde ki kupaya ilk veda eden ülkelerden biri olarak yurda döndük.

Aynı günlerde ülkenin bir başka gündeminde, THY ekonomi sınıfının gediklisi Kadın Voleybol Milli Takımımız bambaşka bir hikâye yazıyordu. Sporcularımız her sene olduğu gibi bu yaz da kendi branşlarının Dünya Kupası olan VNL’de ter döküyor ve kısa bir süre sonra da Avrupa Şampiyonası’na katılıyorlardı. Üstüne üstlük her ikisinde de şampiyonluk kupasını kaldırıyorlardı. Sahadaki performansları ve oyun ahlakları ile dikkat çekiyor, dünyanın dört bir yanında hayran kitlesi oluşturuyorlardı. En kayda değer olan ise bu başarıları tesadüf statüsünün uzağında, disiplinli bir çalışmanın eseri olmasıydı.

Bu iki takımı aynı yaz periyodu içinde seyretme şansı aslında bizlere kıymetli bir inceleme alanı açtı. Aynı topraktan, aynı sudan, aynı havadan beslenen bu iki sporcu topluluğunun ayrıştığı noktaları sporun teknik bağlamından çıkartarak liderlik illüzyonu, medya hijyeni, sansasyon, sporun siyasallaşması, kolektif travma ve itibar başlıkları altında inceleyebiliriz.

Oyundan bağımsız olarak ilk göze çarpan nokta, ekip içindeki ilişkiler ve zor zamanlardaki liderlik davranışıydı diyebiliriz. Her ekibin düştüğü, zorlandığı kriz zamanları vardır. Ama bunlarla baş etme şekli aradaki farkı yaratır ve ekibi ekip yapan dinamikleri gün yüzüne çıkartır. Sadece sıcak yaz günlerine bir heyecan getirmesini beklediğimiz müsabakalar Erkek Futbol Milli Takımı’nın kramponları altında ağzımızda kekremsi bir tat bıraktı. Kaybedilen maçların ardından sorumluluğu üstlenen, takım adına öne çıkan, arkadaşlarına güç, inanç ve motivasyon aşılayan bir lider arıyordu gözler.

Dönüp Kadın Voleybol Milli Takımımıza baktığımızda ise bambaşka bir kumaşla karşılaşıyoruz. Liderliği farklı zamanlarda farklı isimler üstlense de bayrak doğru bir şekilde taşındı. Ekibe herkesten çok inanan, işler kötü gittiğinde alternatif çıkış noktası arayan, hedef gösterenlere karşı arkadaşlarına siper olan bir yürek bu… Adeta pratik bir liderlik dersi.

Bir diğer önemli faktör ise medya ile kurulan ilişkiler… Elbette biz bu iki takımı da evimizde ekranların başında değerlendiriyor, cep telefonlarımıza düşen görüntülerle yorumluyoruz. Kabul etmek gerekir ki her iki spor dalının popülerliği, izleyici kitlesi üzerinden yarattığı kendine özel bir evreni var. Evrenin düzenini elindeki çomakla karıştıran da bir medya gerçeği var. Hele günümüzün sınırlarının muğlak yayıncılık anlayışında doğrulama, dil-söylem temizliği, taraf-bağlam dengesi gibi unsurlar çok kolayca göz ardı edilebiliyor. Medyanın etik ve ilkesel duruşunun bozuk olduğu bir evrende bilgi kirliliği, duygusal manipülasyon, dezenformasyon da kendine kolay bir şekilde yer buluyor.

Futbol takımının evreninde bu çalkantılı hal adeta mükemmel bir fırtınaya dönüştü. Dijital platformdaki yayıncısından ulusal kanaldaki yorumcusuna kadar habercilik refleksi yerini tıklanma ve reyting avcılığına bıraktı. İzleyicinin ise tıpkı antik çağ arenasındaki bir seyirci gibi gördüğü kandan haz duyması, bu fırtınanın sakinleşeceğine dair bir umut da vermiyor.

Voleybol takımının evreni ise her ne kadar başarının getirdiği popülerlikle genişlese de medyanın henüz zehirli bir etki alanı yaratamadığı daha temiz bölge. Burada kitlesel beklenti ve oyuncuların çabası gibi unsurların çok ötesine geçen bir ekonomi gerçeği var. Her iki spor dalının da yarattığı ekonomik büyüklüklere bakıldığında voleybol oldukça mütevazı kalıyor. Aradaki fark makul bir düzeye inmedikçe de net bir çıkarım yapmak doğru olmaz.

Bu iki evrene bir de siyasetin penceresinden bakmak lazım. Bilindiği gibi futbola meraklı pek çok politikacı var. Her seçim sathı mahaline girildiğinde tüm adaylar yerel futbol takımının atkısını boynuna bir kez atar. Fakat voleybola gelince Binali Yıldırım dışında topa bir manşet atana rastlamadık. Bu fotoğraf her iki evrenin siyaseti kendi içinde nasıl soğurduğunu ya da soğuramadığını da gösteriyor. Futbol evreni yarattığı kitlesi ve etki alanı ile artık seviyeli bir ilişki çizecek noktayı çoktan geçmiş durumda. Tüm dünyadaki benzerlerinden farklı olmayan bir şekilde “sözde milliyetçilik figürleri” olarak dünya kupasına katıldılar. Kadın voleybol takımının duruşu ise egemen ideolojinin alt yapısına çok uygun olmamanın getirdiği rahatlıkla bu şekilde bir ilişki yumağından sıyırılabiliyor. Oyuncuların bireysel değerleri ve bunları doğru yer ve doğru zamanda doğru şekilde ifade etmeleri ise yürüdükleri buzdan zeminde cesur birer tutum olarak takdir topluyor.

Gelelim toplum üzerinde yarattıkları kolektif etkiye. Futbol toplumun her yakasını birleştiren güçlü bir bağ. Bunu kabul etmek lazım. Asla yan yana gelemeyecek insanları omuz omuza tribünde bağırmasını sağlayan bir fenomen. Voleybol ise mahalle aralarındaki veya pikniklerdeki amatör oyunları bir kenara bırakırsak, tarihsel olarak daha belirli bir zümreye hitap eden spor dalı.

Toplumsal hayata bu denli nüfuz etmiş bir spor dalının sonuçları da toplumda daha derin etkiler bırakıyor. Başarılar devasa bir coşku, başarısızlıklar ağır bir travma. Kadın voleybol takımı ise başarıları ile kendine özgü bir alan açıyor. Azmin ve sıkı çalışmanın, pes etmeden hedefe doğru emin adımlarla yürümenin zafere dönüşeceğini gösteren epik bir hikaye yazıyorlar. Toplumsal cinsiyet kodlarının son derece katı olduğu bir coğrafyada; kadınların tarih yazması, “başarı” kavramının eril dille tekelleştirilmesine verilmiş güçlü yanıt oldu.

Ezcümle; bu yaz spor üzerinden hayatın pek çok katmanına dokunacak derslerle doluydu. Kriz anlarının yönetiminden tutun, iletişime; etikten tutun insani değerler kadar pek çok alanda zihinlerimizde iz bıraktı. Ancak bu hafızayı değerlendirirken toplumun dinamik yapısını da göz ardı etmemek gerek. Neyi, nerede öğrendiğini fark edemediğimiz anlarda bu dinamizm bizi şaşırtabilir. Umalım ki toplumun heybesine bu yaz doğru şeyler bırakmış olsun.

* Yazıyı okurken size keyifli bir eşlikçi olması dileğiyle: Ludovico Einaudi – Experience

Tanıtımlar
Künye
434. Sayı
MAKİNA MÜHENDİSLERİ ODASI İZMİR ŞUBESİ ADINA SAHİBİ
Ziya Haktan Karadeniz
SORUMLU YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ
Necmi Varlık
BÜLTEN YAYIN KOMİSYONU SORUMLU YÖNETİM KURULU ÜYELERİ
Burcu Başpişirici
YAYINA HAZIRLAYAN
Orhan Bilikvar
YAYIN TARİHİ
5 EKİM 2026
YÖNETİM YERİ
MMO Tepekule Kongre ve Sergi Merkezi Anadolu Cad. No: 40 K: M2 Bayraklı - İZMİR
Tel: (232) 462 33 33
Faks: (232) 486 20 60
www.mmo.org.tr/izmir
Yerel Süreli Yayın
MMO İzmir Şube yayın organı MMO üyelerine ücretsiz gönderilir.
Gönderilen yazıların yayınlanıp
yayınlanmamasına, TMMOB Makina
Mühendisleri Odası İzmir Şubesi
Yönetim Kurulu karar verir.
Yayımlanan yazılardaki sorumluluk
yazarlarına ilan ve reklamlardaki sorumluluk ilanı veren kişi veya kuruluşa aittir.
Bülten’e gönderilen çeviri yazıların kaynağı mutlaka belirtilir. Gönderilen yazılar, yazarlarına geri verilmez.
Bu web sitesi çerez kullanmaktadır
Sitemizin çalışması için gerekli olan çerezleri kullanıyoruz. Siteyi kullanmaya devam ederek bunları kabul etmiş olursunuz.
Bizi Takip Edin
MMO İZMİR
MMO
TMMOB