Gerçeği bükmez; Görünür Kılar

Yaşamı Yeniden Düşünmek – 1

Gelecek Kimin Geleceği? İlerleme Mitini Sorgulamak

İnsanlık hiç olmadığı kadar büyük bir teknolojik kapasiteye sahip. Yapay zekâdan genetik mühendisliğine, robotik sistemlerden uzay araştırmalarına kadar her yeni gelişme, geleceğin bugünden çok daha farklı olacağını gösteriyor. Daha hızlı üretiyor, daha uzaklara ulaşıyor, daha fazla bilgiye erişiyoruz. Ancak bütün bu gelişmelerin ortasında temel bir soruyu yeterince sormuyor olabiliriz: Gerçekten ilerliyor muyuz? Bir toplumun ilerlemesini nasıl ölçüyoruz? Ekonomisinin büyüklüğüyle, geliştirdiği teknolojilerle, üretim kapasitesiyle mi? Yoksa insanların yaşam kalitesiyle, özgürlükleriyle, eşit koşullarda yaşayabilme olanaklarıyla mı? Dahası, bugün ilerleme olarak tanımladığımız gelişmelerin bedelini kimler ödüyor?

Modern dünyanın ilerleme anlayışı, büyük ölçüde bilimsel ve teknolojik gelişmenin ekonomik büyümeyle birleşerek toplumsal refahı artıracağı düşüncesi üzerine kuruldu. Kuşkusuz bilim ve teknoloji, insan yaşamında önemli dönüşümler yarattı. Sağlık, ulaşım, iletişim ve üretim alanındaki gelişmeler pek çok insanın yaşam olanaklarını genişletti. Ancak teknolojik gelişmenin kendiliğinden toplumsal eşitlik, özgürlük ve refah üreteceği varsayımı aynı ölçüde geçerli değil. İlerlemenin kendisinden çok, kaçınılmaz biçimde herkesin yararına sonuçlanacağı düşüncesini sorgulamak gerekiyor. Çünkü ilerleme, sadece bilimsel ve teknolojik gelişmelerin toplamı değil, aynı zamanda toplumsal bir tercih meselesidir. Hangi sorunların çözülmeye değer görüldüğü, kaynakların nereye aktarıldığı ve hangi ihtiyaçların önceliklendirildiği, geleceğin nasıl şekilleneceğini belirler. Öyleyse asıl soru ne kadar ilerlediğimiz sorusundan ibaret olmamalı; bu ilerlemenin yönünü kimler belirliyor ve kimler bu kararların dışında bırakılıyor?

İlerlemenin iki yüzü: Boccioni’den Chaplin’e

Umberto Boccioni, The City Rises (Yükselen Şehir), 1910. Museum of Modern Art, New York.

Umberto Boccioni, The City Rises (Yükselen Şehir), 1910. Museum of Modern Art, New York.

Sanat, ilerleme düşüncesinin yarattığı heyecanı ve çelişkileri anlamak için önemli bir alan sunuyor. İtalyan Fütürist ressam Umberto Boccioni’nin 1910 tarihli Yükselen Şehir tablosu, modernleşmenin coşkusunu yansıtan çarpıcı örneklerden biri. Tabloda hareket hâlindeki atlar, işçiler, inşaatlar ve yükselen şehir, renklerin ve biçimlerin birbirine karıştığı yoğun bir enerji içinde resmediliyor. Boccioni için modern şehir fiziksel bir mekândan ibaret değil; emek, hız ve hareketin iç içe geçtiği yeni bir dünyanın simgesi. Eserin ilk adının Emek olması da dikkat çekici. Boccioni’nin resminde modernleşme, bütün hareketliliği ve dönüştürücü enerjisiyle karşımızda duruyor. Ancak tabloya başka bir soruyla da bakabiliriz: Bu büyük dönüşümün merkezinde yer alan insan, kurulan yeni dünyanın ne ölçüde öznesidir?

Charlie Chaplin, Modern Times (Modern Zamanlar), 1936

Bu sorunun farklı bir karşılığını, yaklaşık çeyrek yüzyıl sonra Charlie Chaplin’in Modern Zamanlar filminde buluyoruz. Fabrikanın üretim bandında sürekli aynı hareketi tekrarlamak zorunda kalan işçi, sonunda makinenin çarkları arasında kayboluyor. Chaplin, endüstriyel üretimin insan üzerindeki etkilerini mizah aracılığıyla görünür kılıyor. Boccioni’nin resminde ilerlemenin dinamizmini temsil eden hareket, Chaplin’in filminde insan bedenini denetleyen bir ritme dönüşüyor. Birinde modernleşmenin yarattığı heyecan, diğerinde aynı sürecin insan yaşamında oluşturabileceği yabancılaşma öne çıkıyor.

Boccioni ile Chaplin arasındaki karşıtlık sanatsal anlam zıtlığının ötesinde modern dünyanın ilerleme vaadine ilişkin önemli bir gerilimi de barındırıyor. Birinde geleceğin inşasına duyulan heyecanı, diğerinde bu geleceğin bedelini ödeyen insanı görüyoruz. Peki, geleceğin inşasına katılan herkes, onun kazanımlarından aynı ölçüde yararlanabiliyor mu? Bugün üretim bantlarının yanına algoritmaları, otomasyonu ve yapay zekâyı koyduğumuzda bu soru yeniden karşımıza çıkıyor. Teknolojinin insanı özgürleştirme potansiyeli ile onu yeni denetim biçimlerine tabi kılma olasılığı bir arada varlığını sürdürüyor. Dolayısıyla mesele teknolojinin ne kadar geliştiğinden çok, hangi amaçlarla ve kimin yararına geliştirildiğinde düğümleniyor.

İlerlemenin ölçüsü: Büyüme mi, yaşam mı?

İlerlemenin ekonomik büyümeyle özdeşleştirilmesi, toplumsal gelişmenin değerlendirilmesinde önemli bir sınır oluşturuyor. Gayrisafi yurt içi hasıla, bir ekonominin üretim düzeyini ölçmek açısından değerli olsa da insanların nasıl yaşadığını tek başına açıklamıyor. Ekonomisi büyüyen bir toplumda gelir dağılımı bozulabilir, çalışma koşulları ağırlaşabilir veya insanların temel hizmetlere erişiminde eşitsizlikler devam edebilir. Dolayısıyla ekonomik büyüme ile toplumsal refah arasındaki ilişkiyi kendiliğinden ve doğrusal bir süreç olarak değerlendiremeyiz.

Bu tartışma sadece eleştirel düşüncenin gündeminde değil. OECD’nin “How’s Life?” araştırmaları, toplumsal refahı gelir ve istihdamın yanında sağlık, güvenlik, sosyal ilişkiler, yaşam memnuniyeti, eşitsizlikler ve gelecek kuşakların refahını sürdürebilme olanakları üzerinden değerlendiriyor. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın 2025 İnsani Gelişme Raporu ise yapay zekâ çağında gelişmenin merkezine teknolojinin yapabileceklerinden önce insanların seçimlerini ve bu seçimleri gerçekleştirebilme olanaklarını yerleştiriyor. Bu yaklaşım, iktisatçı ve filozof Amartya Sen’in yapabilirlik anlayışıyla da örtüşüyor. Sen açısından gelişme, salt gelir ve kaynak artışıyla değil, insanların değer verdikleri yaşamları sürdürebilmek için sahip oldukları gerçek özgürlüklerin genişlemesiyle ilişkili. Böylece ilerlemenin ölçütü, ürettiğimiz olanakların büyüklüğünden bu olanakların insanların yaşamlarında yarattığı gerçek dönüşüme doğru genişliyor.

Feminist düşünce ise bu tartışmayı bir adım daha ileri taşıyarak ilerleme olarak tanımladığımız kazanımların hangi insan deneyimlerini esas aldığını sorguluyor. Bağımsız, üretken ve sürekli gelişen birey ideali; bakım ilişkilerini, karşılıklı bağımlılığı ve farklı yaşam deneyimlerini çoğu zaman görünmez kılıyor. Oysa bir toplumun gelişmişliğini hem bireylerin ekonomik başarısıyla hem de farklılıklarıyla birlikte yaşayabilme olanaklarıyla değerlendirmek gerekiyor. İlerlemenin feminist açıdan yeniden düşünülmesi, mevcut kazanımlardan kadınların ve farklı kimliklerden bireylerin de eşit biçimde yararlanmasını sağlamanın ötesinde, kazanım olarak kabul ettiğimiz değerlerin kendisini sorgulamayı gerektiriyor. Bu sorgulama bizi ilerleme fikrinin temelindeki başka bir meseleye götürüyor; toplumsal gelişmenin ölçütlerini kimler belirliyor? Ekonomik büyümeyi, rekabeti ve üretkenliği önceleyen bir anlayış ile bakım, eşitlik, dayanışma ve yaşam kalitesini merkeze alan bir anlayış, aynı geleceği tasarlamıyor. Dolayısıyla ilerleme tartışması salt ekonomik göstergelerin yeterliliğiyle değil, geleceği şekillendiren değerlerin ve karar alma süreçlerinin kendisiyle de ilgili.

Geleceği Kim Belirliyor?

Teknolojik yeniliklerin gündelik yaşamı sürekli dönüştürdüğü bir dönemde ilerleme fikrini sorgulamak, bilimsel ve teknik gelişmeye karşı çıkmak anlamına gelmiyor. Tam tersine, bu gelişmelerin toplumsal amaçlarını daha açık biçimde tartışmayı gerektiriyor. Burada mühendislik açısından da önemli bir sorumluluk alanı ortaya çıkıyor. Teknik açıdan verimli, ekonomik ve işlevsel bir sistem tasarlamak, mühendislik başarısının temel ölçütlerinden biri. Ancak bu sistemin kimler için tasarlandığı, kimler tarafından kullanılabildiği ve uzun vadede nasıl sonuçlar yarattığı da tasarım sürecinin ayrılmaz bir parçası olarak düşünülmeli. Bir teknolojinin başarısını değerlendirirken sadece üretkenliği değil, insanların yaşamına yaptığı katkıyı da dikkate almak, teknik gelişme ile toplumsal ilerleme arasındaki ilişkiyi yeniden kurmamızı sağlayabilir.

Belki de ihtiyacımız olan, ilerlemeyi tek bir hedefe doğru kesintisiz ilerleyen, kaçınılmaz bir süreç olarak görmekten vazgeçmek. Çünkü gelecek, bugünün teknolojik kapasitesinin kendiliğinden ortaya çıkaracağı bir sonuç değil; toplumsal tercihlerimizle şekillenecek, farklı olasılıklara açık bir alan. Boccioni’nin yükselen şehrine yeniden baktığımızda modernleşmenin yarattığı heyecanı, Chaplin’in makine çarkları arasındaki işçisine baktığımızda ise bu heyecanın gölgesinde kalan insanı görüyoruz. Belki de artık bu iki görüntünün ötesine geçmenin zamanı. Geleceği daha hızlı makinelerin, daha büyük ekonomilerin ve daha gelişmiş teknolojilerin dünyası olarak hayal etmek zorunda değiliz. İnsanların birbirlerine, yaşadıkları çevreye ve kendi yaşamlarına daha fazla zaman ayırabildiği bir dünyayı düşünebiliriz.

Böyle bir gelecek, teknolojik kapasitemizin kendiliğinden ortaya çıkaracağı bir sonuç olmayacaktır. Bunun için ilerlemenin amaçlarını, önceliklerini ve karar süreçlerini yeniden düşünmek gerekiyor. Feminist bakış açısı tam da burada farklı bir gelecek tahayyülüne kapı aralıyor; başarıyı sadece üretim ve büyümeyle değil; özgürlük, eşitlik, kapsayıcılık, bakım ve birlikte yaşama olanaklarıyla değerlendirmek. Belki de geleceğin en önemli sorusu ne kadar ileri gidebileceğimiz değil, nereye gitmek istediğimize birlikte karar verip veremeyeceğimizdir. Çünkü gelecek ulaşacağımız bir yer olmanın ötesinde yaşadığımız anların sürekliliği içinde  bugünden kurmaya başladığımız toplumsal ilişkilerin de ürünüdür.

Kaynaklar

Boccioni, U. (1910). The city rises (Yükselen Şehir) [Tuval üzerine yağlı boya]. The Museum of Modern Art, New York. https://www.moma.org/collection/works/79865 

Chaplin, C. (Yönetmen). (1936). Modern times (Modern Zamanlar) [Film]. United Artists.

Organisation for Economic Co-operation and Development. (2024). How’s life? 2024: Well-being and resilience in times of crisis. OECD Publishing. https://doi.org/10.1787/90ba854a-en 

Sen, A. (2004). Özgürlükle kalkınma (Y. Alogan, Çev.). Ayrıntı Yayınları. (Özgün eser 1999 yılında yayımlanmıştır.)

United Nations Development Programme. (2025). İnsani gelişme raporu 2025: Bir tercih meselesi—Yapay zekâ çağında insanlar ve ihtimaller [Türkçe özet]. https://www.undp.org/sites/g/files/zskgke326/files/2025-05/insani_gelisme_raporu_2025.pdf 

Tanıtımlar
Künye
434. Sayı
MAKİNA MÜHENDİSLERİ ODASI İZMİR ŞUBESİ ADINA SAHİBİ
Ziya Haktan Karadeniz
SORUMLU YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ
Necmi Varlık
BÜLTEN YAYIN KOMİSYONU SORUMLU YÖNETİM KURULU ÜYELERİ
Burcu Başpişirici
YAYINA HAZIRLAYAN
Orhan Bilikvar
YAYIN TARİHİ
5 EKİM 2026
YÖNETİM YERİ
MMO Tepekule Kongre ve Sergi Merkezi Anadolu Cad. No: 40 K: M2 Bayraklı - İZMİR
Tel: (232) 462 33 33
Faks: (232) 486 20 60
www.mmo.org.tr/izmir
Yerel Süreli Yayın
MMO İzmir Şube yayın organı MMO üyelerine ücretsiz gönderilir.
Gönderilen yazıların yayınlanıp
yayınlanmamasına, TMMOB Makina
Mühendisleri Odası İzmir Şubesi
Yönetim Kurulu karar verir.
Yayımlanan yazılardaki sorumluluk
yazarlarına ilan ve reklamlardaki sorumluluk ilanı veren kişi veya kuruluşa aittir.
Bülten’e gönderilen çeviri yazıların kaynağı mutlaka belirtilir. Gönderilen yazılar, yazarlarına geri verilmez.
Bu web sitesi çerez kullanmaktadır
Sitemizin çalışması için gerekli olan çerezleri kullanıyoruz. Siteyi kullanmaya devam ederek bunları kabul etmiş olursunuz.
Bizi Takip Edin
MMO İZMİR
MMO
TMMOB