434. Bülten’den

Hız Çağında Başarı: Daha Çok mu, Daha Hızlı mı?

İnsan bedeninin küçücük bir hücresinde bile geçmişimizin izleri saklı. Hücrelerimize enerji sağlayan mitokondrilerin kendilerine ait DNA’ları var ve bu DNA neredeyse bütünüyle anneden çocuğa aktarılıyor. Bu nedenle bilim insanları insan topluluklarının geçmişteki hareketlerini ve akrabalık ilişkilerini araştırırken anne soyunu mitokondriyal DNA üzerinden binlerce yıl geriye doğru izleyebiliyor.

Bu küçük biyolojik gerçek, kadınların tarih boyunca görünmezleştirildiği bir dünyada insana ironik geliyor: Soyadları çoğunlukla babadan geçmiş, hanedanlar babalar üzerinden kurulmuş, miras ve mülkiyet uzun yüzyıllar erkek soyuyla ilişkilendirilmiş. Oysa hücrenin derinliklerinde başka bir hafıza taşınıyor; yaşamın enerji üreten mekanizmasının genetik izi kuşaklar boyunca anneden aktarılıyor.

Bizi sürekli daha fazlasını istemeye çağıran bu başarı anlayışı, nasıl bir insan ve nasıl bir toplum üretiyor?

Bugün ise insanlık bir taraftan biyolojik mirasını diğer taraftan yarattığı teknolojinin hızını da tartışıyor. Yapay zekânın birkaç yıl içinde ulaştığı kapasite karşısında artık soru “Daha neler yapabiliriz?” den ibaret değil. Bilim insanlarının ve teknoloji dünyasının bir bölümünde “Nerede yavaşlamalıyız, nerede durmalıyız, hangi sınırları koymalıyız?” soruları da giderek daha yüksek sesle soruluyor. Belki de aynı soruyu toplumsal hayatımıza sormamız gerekiyor. Çünkü çağımız bize sürekli hızlanmamızı söylüyor: Daha hızlı yüksel, daha çok kazan, daha görünür ol, daha güçlü ol. Başarı giderek emekten, üretmekten ve toplumsal yarardan koparak para, statü ve görünürlükle ölçülüyor. Özellikle gençlere sunulan dünyanın önemli bir bölümünde soru artık “Nasıl iyi bir yaşam kurarım?” değil, “Nasıl kısa sürede zengin olurum?”a dönüşüyor. Tam da burada durup sormamız gerekiyor: Bizi sürekli daha fazlasını istemeye çağıran bu başarı anlayışı, nasıl bir insan ve nasıl bir toplum üretiyor?

Nasıl Zengin Olurum?”dan “Nasıl Güçlü Olurum?”a

Bugünün gençlerine nasıl bir gelecek vaat ediyoruz? Çalışmanın, öğrenmenin ve üretmenin karşılığını alabilecekleri bir gelecek mi, yoksa kısa yoldan zenginleşmenin başarı olarak pazarlandığı bir dünya mı? Sosyal medyada sürekli karşımıza çıkan lüks otomobiller, gösterişli yaşamlar, yatırım tavsiyeleri ve kolay para kazanma hikâyeleri bir tüketim kültürü yaratırken başarıyı servetle, saygınlığı görünürlükle ve gücü başkaları üzerinde üstünlük kurabilmekle ilişkilendiren bir değerler sistemi de sunuyor. Bu sistemin toplumsal cinsiyet boyutu özellikle dikkat çekici. Geleneksel erkeklik kalıpları, dijital dünyanın yeni başarı anlatılarıyla birleşerek erkeklere ekonomik güç, rekabet ve hâkimiyet üzerinden bir kimlik öneriyor. Erkeklik, sahip olunan parayla ve başkaları üzerinde kurulan otoriteyle ölçüldüğünde, ekonomik güvencesizlik bir geçim sorunu olmaktan çıkıp kimlik krizine de dönüşebiliyor. Üstelik bu anlatı, dayanışmayı ve ortak üretimi değil, bireysel zaferi ve rakiplerini geride bırakmayı yüceltiyor.

Güçlü olmanın başkalarını korkutmakla, kontrol etmekle veya cezalandırmakla özdeşleştirildiği bir kültürde, şiddetin toplumsal ve dijital kaynaklarını görmezden gelemeyiz.

Son dönemde yaşanan okul saldırıları ise genç erkeklerin şiddetle ilişkisini yeniden sorgulamamızı gerektiriyor. Bu olayları kuşkusuz salt erkeklik rolleriyle veya ekonomik koşullarla açıklamak mümkün değil. Ancak öfkenin nasıl ifade edildiğini, şiddetin hangi ortamlarda meşrulaştırıldığını ve genç erkeklere hangi güç modellerinin sunulduğunu tartışmak zorundayız. Güçlü olmanın başkalarını korkutmakla, kontrol etmekle veya cezalandırmakla özdeşleştirildiği bir kültürde, şiddetin toplumsal ve dijital kaynaklarını görmezden gelemeyiz.

UNESCO ve UN Women’ın çalışmaları da zararlı erkeklik kalıplarının, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ve şiddeti normalleştiren söylemlerin birlikte ele alınması gerektiğine işaret ediyor.  Ancak asıl mesele, bu başarı ve güç anlayışının dijital dünyada üretilmekten ibaret olmaması. Gençlere gösterilen zenginlik ve iktidar modellerinin gerçek hayatta nasıl karşılık bulduğu da önemli. Ekonomik ve siyasal ilişkilerde nüfuzun, ayrıcalığın ve kısa yoldan yükselmenin ödüllendirildiği durumlar, toplumun başarıya ilişkin değerlerini de tartışmaya açıyor. Peki güç ve servet edinmenin meşru yollarına duyulan güven aşındığında, bunun toplumsal bedeli ne oluyor?

Emekle Değil, Yakınlıkla Büyüyen Güç

Gençlere sunulan başarı modellerini sorgularken gözümüzü sadece sosyal medyaya çevirmek yeterli değil. Çünkü bu modellerin karşılığını ekonomik ve siyasal ilişkilerde de aramak gerekiyor. Asıl mesele, zenginleşmenin kendisi değil; servetin hangi yollarla elde edildiği, gücün nasıl kullanıldığı ve bu süreçlerin kimler tarafından denetlenebildiğidir. Türkiye’de tartışılması gereken konulardan biri de siyasal iktidarla kurulan ilişkilerin ekonomik fırsatlara erişimde oynadığı rol. İktidara yakınlık, çoğu zaman siyasal bir tercih değil, ekonomik avantaj elde etmenin aracı olarak da gündeme geliyor. Böyle bir ilişkiler ağı içinde nüfuz ticareti, kayırmacılık ve ayrıcalıklı erişim riskleri ortaya çıkıyor. Bu durum, ekonomik gücün üretim ve rekabet kadar siyasal bağlantılar üzerinden de şekillenebildiği bir düzenin sorgulanmasını gerektiriyor.

Çalışarak, üreterek ve bilgi biriktirerek ilerlemeye çalışan insanların karşısına farklı bir başarı modeli çıkar. Böylece gençlere bir taraftan liyakat ve çalışkanlık öğütlenirken diğer taraftan ayrıcalıklı ilişkiler üzerinden yükselme hikâyeleri görünür hâle gelir.

Bu kaygı sadece siyasal tartışmalara dayanmıyor. Avrupa Komisyonunun 2025 Türkiye Raporu, 2024 yılında kamu alımlarının değer bakımından sadece %39,7’sinin adil rekabete açık olduğunu belirtiyor ve sınırlı rekabet uygulamalarının siyasal etki iddialarına yol açtığını kaydediyor. Bu bulgu tek başına yolsuzluğu kanıtlamasa da kamu kaynaklarının dağıtımında şeffaflık ve denetimin önemini gösteriyor. Burada daha temel bir toplumsal sorunla karşı karşıyayız: Ekonomik fırsatlara erişimin kişisel bağlantılara bağlı olduğu algısı yaygınlaştığında, hem piyasalara hem de emeğin değerine duyulan güven zedelenir. Çalışarak, üreterek ve bilgi biriktirerek ilerlemeye çalışan insanların karşısına farklı bir başarı modeli çıkar. Böylece gençlere bir taraftan liyakat ve çalışkanlık öğütlenirken diğer taraftan ayrıcalıklı ilişkiler üzerinden yükselme hikâyeleri görünür hâle gelir.

Bu noktada sorulması gereken, siyasal ve ekonomik gücün belirli ilişkiler ağlarında yoğunlaşmasının yeni bir sermaye birikimi modeli yaratıp yaratmadığıdır. Daha da önemlisi, bu ilişkilerin yarattığı ekonomik ve toplumsal riskleri kimin üstlendiğidir. Çünkü bir toplumda kazançtan yararlananlarla ekonomik kayıpların bedelini ödeyenler birbirinden ayrıştığında, mesele artık sadece zenginleşme değil, aynı zamanda bir adalet ve kamu sorumluluğu meselesidir. Son dönemde gündeme gelen yatırım fonlarına ilişkin gelişmeleri de tam bu noktadan ele almak gerekiyor.

Fon Krizi: Kazanç Kimin, Bedel Kimin?

Genç erkeklere yüklenen ekonomik başarı ve güç beklentisi, kısa yoldan zenginleşme arzusunu besleyen toplumsal koşullardan biri. Sosyal medyada pazarlanan hızlı kazanç hikâyeleri, özellikle gelecek kaygısı yaşayan gençlere hem  para hem de statü ve saygınlık vaat ediyor. Ancak bu başarı anlayışı, ekonomik güvencesizlik ve yeterince denetlenmeyen finansal piyasalarla birleştiğinde ortaya çıkan riskler bireysel yatırım tercihlerinin çok ötesine geçebiliyor.

Türkiye’de yaşanan son yatırım fonu krizi, bu tartışmayı somutlaştırıyor. Sermaye Piyasası Kurulunun 17 Eylül 2026 tarihli kararıyla yedi portföy yönetim şirketine ait 131 fonun tasfiyesine karar verildi. SPK’nın 23 Eylül açıklamasına göre bu fonlarda 455.758 tekil yatırımcı bulunuyor. Yatırımcıların yaş ve cinsiyet dağılımına ilişkin doğrulanmış veriler bulunmadığından, genç erkeklerin ağırlıkta olduğunu söylemek mümkün değil. Ancak küçük yatırımcıların birikimlerini koruma ve artırma çabalarının nasıl büyük risklerle karşılaşabildiği ortada.  Asıl sorgulanması gereken ise krizin neden bu aşamaya gelmeden önlenemediği. Bazı fonların olağanüstü değer artışları, belirli hisselerde yoğunlaşmaları ve bu hisselerin sınırlı dolaşımdaki payları, kriz öncesinde incelenmesi gereken önemli risk göstergeleridir. Nitekim uluslararası endeks kuruluşu MSCI[1] Haziran 2026’da olası koordineli işlemlere ilişkin kaygılarını gündeme getirmiş; 18 Eylül 2026’da Bloomberg’in sorularına verdiği yazılı yanıtta ise bazı küçük ölçekli şirketlerle bağlantılı fonlarda şüpheli işlem örüntülerine dikkat çekerek daha güçlü denetim ve yaptırım çağrısında bulunmuştu. Olağanüstü kazançların arkasındaki işlemleri zamanında sorgulamak, fiyat hareketlerini izlemek ve olası manipülasyonlara karşı etkili denetim mekanizmalarını işletmek, finansal sistemin temel sorumlulukları arasında olmalıdır. Denetim sadece kriz patlak verdikten sonra devreye giren bir müdahale mekanizmasına dönüşmemelidir.

Siyasal nüfuzun ekonomik ayrıcalık elde etmek amacıyla kullanılmış olabileceğine ilişkin iddialar, meselenin sadece finansal değil, aynı zamanda siyasal ve kurumsal bir boyutu olduğunu gösteriyor.

Krizin siyasal boyutu da bu noktada önem kazanıyor. Soruşturma kapsamında bazı finans kuruluşlarının üst düzey yöneticileri hakkında adli işlemler yapılırken, siyaset ve bürokrasi çevreleriyle olası finansal bağlantılar da kamuoyunda tartışma konusu oldu. Siyasal nüfuzun ekonomik ayrıcalık elde etmek amacıyla kullanılmış olabileceğine ilişkin iddialar, meselenin sadece finansal değil, aynı zamanda siyasal ve kurumsal bir boyutu olduğunu gösteriyor. Bu iddiaların bağımsız ve şeffaf biçimde araştırılması, olası çıkar çatışmalarının ortaya çıkarılması ve denetim kurumlarının sorumluluklarının incelenmesi gerekiyor. Çünkü asıl mesele, siyasal gücün ekonomik çıkar sağlama aracına dönüşüp dönüşmediği ve kamu kurumlarının bu tür ilişkilere karşı ne ölçüde bağımsız ve etkili denetim yapabildiğidir. Üstelik mesele finansal kayıplarla da sınırlı değil. Krizin ardından kamu kurumları finansal istikrarı korumak amacıyla müdahalelerde bulundu. Bu müdahalelerin nihai maliyetinin ne kadarının kamuya yansıyacağı henüz belli değil. Dolayısıyla kazanç belirli çevrelerde birikirken riskin ve olası kayıpların toplumun tamamına aktarılması ihtimali de tartışılmalı.

Bir toplumda dürüstçe çalışmanın ve üretmenin karşılığına duyulan güven aşındığında, bunun bedeli sadece ekonomik değildir. Gençlere sunulan başarı modelleri de bundan etkilenir. İşte bu nedenle başarıyı kazanılan parayla değil, o kazancın nasıl elde edildiği, hangi sorumluluklarla taşındığı ve topluma ne kattığıyla birlikte değerlendirmek gerekiyor.

Başarıyı Yeniden Düşünmek: Başka Bir Gelecek Mümkün

Bütün bu tartışmaların karşısında Filenin Sultanları bize başka bir başarı hikâyesi sunuyor. Yıllara yayılan emek, disiplin, dayanışma ve ortak hedeflerle elde edilen başarıları, gücün sadece para, statü ve ayrıcalıkla tanımlanamayacağını hatırlatıyor. Bireysel yeteneklerin kolektif bir güce dönüşebildiğini gösteren bu başarı, gençlere sunulan rekabetçi ve bireysel zenginleşme odaklı modellerden farklı bir örnek oluşturuyor. Bu başarının feminist açıdan da önemli bir anlamı var. Kadınların bedenlerinin, yaşamlarının ve toplumsal rollerinin sürekli tartışıldığı bir ortamda, bu kadınlar kendi yetenekleri, emekleri ve farklı kimlikleriyle kamusal alanda görünür oluyor. Kuşkusuz mesele başarılı kadınları alkışlamaktan ibaret değil; bütün kadınların kendi potansiyellerini gerçekleştirebilecekleri eşit koşulları yaratabilmek. Çünkü gerçek bir toplumsal dönüşüm, bireysel başarıların ötesinde, fırsatların herkes için erişilebilir olmasıyla mümkün.

Gücü siyasal yakınlıkta, ayrıcalık elde etmekte ya da başkaları üzerinde üstünlük kurmakta değil, birlikte yaşamı iyileştirebilmekte arayan başka bir başarı anlayışına ihtiyacımız var.

Belki de tam burada, başlangıçta sorduğumuz soruya dönmeliyiz: Daha hızlı ilerlemek, daha fazla kazanmak ve daha güçlü olmak uğruna neleri kaybediyoruz? Yapay zekânın gelişiminde bile yavaşlamayı ve sınırları tartışırken, toplumsal yaşamda başarıyı neden hâlâ sınırsız büyüme, servet ve güç üzerinden tanımlıyoruz? Üstelik siyasal iktidara yakınlığın ekonomik fırsatlara ve ayrıcalıklara erişimin anahtarı hâline gelebildiği bir düzende, emeğin, liyakatin ve dürüst rekabetin değerini nasıl koruyacağız? Başarıyı belirleyen şeyin bilgi ve üretim değil, güç odaklarıyla kurulan ilişkiler olduğu algısı, yalnızca ekonomik adaleti değil, gençlerin geleceğe duyduğu güveni de aşındırıyor. Bir toplumun başarısını birkaç kişinin servetiyle değil; gençlerinin gelecek umuduyla, kadınların özgürlüğüyle, emeğin değeriyle, kurumlarının güvenilirliğiyle ve birlikte üretebildiği ortak yaşamla değerlendirmek gerekiyor. Gücü siyasal yakınlıkta, ayrıcalık elde etmekte ya da başkaları üzerinde üstünlük kurmakta değil, birlikte yaşamı iyileştirebilmekte arayan başka bir başarı anlayışına ihtiyacımız var.

Belki de artık daha hızlı koşmayı değil; kimin hangi ayrıcalıklarla öne geçtiğini, nereye, neden ve kiminle koştuğumuzu sorgulamanın zamanıdır.


[1] MSCI (Morgan Stanley Capital International), küresel hisse senedi piyasalarının performansını ölçen ve uluslararası yatırımcılara veri sağlayan ABD merkezli bir araştırma ve endeks hazırlama kuruluşudur

Tanıtımlar
Künye
434. Sayı
MAKİNA MÜHENDİSLERİ ODASI İZMİR ŞUBESİ ADINA SAHİBİ
Ziya Haktan Karadeniz
SORUMLU YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ
Necmi Varlık
BÜLTEN YAYIN KOMİSYONU SORUMLU YÖNETİM KURULU ÜYELERİ
Burcu Başpişirici
YAYINA HAZIRLAYAN
Orhan Bilikvar
YAYIN TARİHİ
5 EKİM 2026
YÖNETİM YERİ
MMO Tepekule Kongre ve Sergi Merkezi Anadolu Cad. No: 40 K: M2 Bayraklı - İZMİR
Tel: (232) 462 33 33
Faks: (232) 486 20 60
www.mmo.org.tr/izmir
Yerel Süreli Yayın
MMO İzmir Şube yayın organı MMO üyelerine ücretsiz gönderilir.
Gönderilen yazıların yayınlanıp
yayınlanmamasına, TMMOB Makina
Mühendisleri Odası İzmir Şubesi
Yönetim Kurulu karar verir.
Yayımlanan yazılardaki sorumluluk
yazarlarına ilan ve reklamlardaki sorumluluk ilanı veren kişi veya kuruluşa aittir.
Bülten’e gönderilen çeviri yazıların kaynağı mutlaka belirtilir. Gönderilen yazılar, yazarlarına geri verilmez.
Bu web sitesi çerez kullanmaktadır
Sitemizin çalışması için gerekli olan çerezleri kullanıyoruz. Siteyi kullanmaya devam ederek bunları kabul etmiş olursunuz.
Bizi Takip Edin
MMO İZMİR
MMO
TMMOB