Gerçeği bükmez; Görünür Kılar

Barış Üzerine Feminist Notlar – 6

Barışın Hafızası: Unutmak mı, Onarmak mı?

Barış çoğu zaman geleceğe ait bir sözcük gibi düşünülür. Yeni bir başlangıç, temiz bir sayfa, geride bırakılmış çatışmaların ardından açılan sakin bir yol. Oysa barışın en zor sınavı sadece geleceğe ne vaat ettiğiyle değil, geçmişle nasıl ilişki kurduğu ile ilgilidir. Çünkü geçmiş kendiliğinden geride kalmaz. Adı konmamış şiddetler, tutulamamış yaslar, duyulmamış tanıklıklar ve üstü örtülmüş kayıplar, toplumların içinde sessiz tortular gibi yaşamaya devam eder. Bu nedenle barış, şiddetin sona ermesinden ibaret değildir. Şiddetten sonra ne yapıldığıdır. Kayıplar tanınıyor mu? Tanıklıklar dinleniyor mu? Acılar yarıştırılmadan görülebiliyor mu? Sorumluluk üstleniliyor mu? Onarım sadece bir iyi niyet sözü olarak mı kalıyor, yoksa toplumsal hayatın kurumlarına, diline ve ilişkilerine gerçekten işliyor mu? Bu sorular yanıtlanmadan kurulan her barış, eksik bir sessizlik üretme riski taşır.

Görsel:ChatGPT

Hafıza, Unutma ve Adalet

Çünkü her şiddet herkesi aynı biçimde yaralamaz. Kadınların, çocukların, yoksulların, göçmenlerin, yerinden edilenlerin, engellilerin ve sesi daha kolay bastırılan toplulukların taşıdığı izler çoğu zaman resmî anlatıların dışında kalır.

Paul Ricoeur, hafızayı hem geçmişi hatırlama yetisi olarak hem de etik ve politik bir sorumluluk alanı olarak düşünür. Çünkü hatırlamak, olup biteni zihinde saklamak değildir; geçmişle adil bir ilişki kurma çabasıdır. Unutma ise her zaman masum değildir. Bazen iyileşmek için gerekli bir mesafe gibi görünür; bazen de iktidarın, toplumun ya da kurumların kendi sorumluluğunu görünmez kılma biçimine dönüşür. Bu nedenle “artık unutalım” çağrısı, her zaman barışçıl bir çağrı değildir. Kimi zaman unutmak, yarayı iyileştirmek değil, yaranın kimin tarafından açıldığını konuşmaktan kaçınmaktır. Feminist barış, zafer ve yenilgi dilinin ötesine geçerek barışı hakikat, tanıklık, yas, sorumluluk ve onarım üzerinden düşünür. Bu yaklaşım için barış, tarafların çatışmayı durdurması ve şiddetin geride bıraktığı eşitsiz izlerin tanınmasıdır. Çünkü her şiddet herkesi aynı biçimde yaralamaz. Kadınların, çocukların, yoksulların, göçmenlerin, yerinden edilenlerin, engellilerin ve sesi daha kolay bastırılan toplulukların taşıdığı izler çoğu zaman resmî anlatıların dışında kalır. Oysa barış, en çok da dışarıda bırakılan bu izlerin tanınmasına ihtiyaç duyar.

Kuşaklara Devreden Suskunluk

Marianne Hirsch’in “postmemory”(postbellek) kavramı, travmanın onu doğrudan yaşayan kuşakların deneyimiyle sınırlı kalmadığını; sonraki kuşakların da bu deneyimi imgeler, anlatılar, suskunluklar ve aile içi hafıza kırıntıları aracılığıyla devralabildiğini gösterir. Hirsch bu kavramla, kişinin bizzat tanık olmadığı bir geçmişe, kendisinden önce yaşanmış kayıplara ve felaketlere güçlü bir duygusal ve imgesel bağla eklemlenmesini anlatır. Bu bağ, doğrudan hatırlama değildir; daha çok başkalarının hafızasının, sonraki kuşağın benlik duygusuna, korkularına, aidiyetine ve dünyayı kavrama biçimine sızmasıdır. Bu yüzden bazı acılar yaşandıkları anda kalmaz; kesik cümlelerle, anlatılmayan hikâyelerle, saklanan fotoğraflarla, aile içindeki sessizliklerle ve devralınmış tedirginliklerle kuşaklar arasında dolaşır. Bir çocuk, yaşamadığı bir kaybın gölgesinde büyüyebilir; bir kuşak, kendisinden öncekinin sustuğu yerde konuşmayı öğrenebilir ya da tam tersine o suskunluğu miras alabilir. Bu nedenle barış, salt bugünün insanları arasında yapılan bir anlaşma değildir; geçmişten geleceğe uzanan hafıza rejiminin dönüştürülmesi, aktarılmış korkuların ve tanınmamış kayıpların adaletle karşılanmasıdır.

Şiddetten Sonra Gündelik Hayat

Veena Das’ın şiddetin gündelik hayata nasıl sızdığına ilişkin düşünceleri de bu açıdan önemlidir. Büyük şiddet olayları meydana geldikleri anda kalmaz; mutfağa, eve, bedene, sessizliğe, gündelik davranışlara yerleşir. İnsanlar çoğu zaman felaketlerden sonra hayatı olağanüstü kahramanlıklarla değil, küçük ve zorunlu gündelik eylemlerle yeniden kurarlar: yemek yapmak, çocukları okula göndermek, kayıp birinin adını anmak ya da anmamak, komşunun kapısını çalmak, hayatta kalmanın sıradan ritmini yeniden tutturmaya çalışmak gibi. Kadınlar bu gündelik onarım emeğinin çoğu kez görünmez taşıyıcılarıdır. Ancak barış süreçlerinde bu emek, çoğu zaman politik bir bilgi olarak değil, “doğal” bir dayanıklılık hali olarak görülür. Oysa onarım hem duygusal bir iyileşme hem de politik bir meseledir.

Tanıklığın Bilgisi

Feminist barış anlayışı tanıklığı bir merhamet nesnesi olarak değil, politik bilginin kurucu unsuru olarak görür.

Bir toplumda kimlerin yarası tanınıyor, kimlerin yarası özel alana hapsediliyor? Kimlerin acısı kamusal yas konusu oluyor, kimlerin kaybı istatistiklere, dosyalara dönüşüyor? Kimlerin tanıklığı tarih sayılıyor, kimlerinki “duygusal”, “taraflı” ya da “abartılı” bulunuyor? Miranda Fricker’ın epistemik adaletsizlik kavramı burada yol göstericidir. Çünkü adaletsizlik kaynakların, hakların ya da güvenliğin eşitsiz dağılımından ibaret değildir; kimin sözünün bilgi sayıldığında da ortaya çıkar. Barış süreçlerinde en temel meselelerden biri budur: Kim konuşabilir, kim dinlenir, kim inandırıcı bulunur? Kayıp yakınlarının, kadınların, göçmenlerin, yoksulların, çocukların ya da yerinden edilmişlerin tanıklıkları karar süreçlerine gerçekten giriyor mu, yoksa yalnızca duygusal bir arka plan olarak mı kalıyor? Feminist barış anlayışı tanıklığı bir merhamet nesnesi olarak değil, politik bilginin kurucu unsuru olarak görür. Çünkü şiddetin ne yaptığını salt onu planlayanlar ya da yönetenler değil, onu bedeninde, evinde, dilinde ve geleceğinde taşıyanlar da bilir.

Acıları Yarıştırmadan Tanımak

Barış kimin hafızası üzerine kurulacak?  Sadece güçlülerin yazdığı bir geçmişle veya resmî belgelerin çizdiği sınırlarla ya da kazananların ve karar vericilerin diliyle barış kurulabilir mi? Yoksa barış, tam da dışarıda bırakılmış hafızaların, kesintiye uğramış hayatların, yas tutulamamış kayıpların ve duyulmamış tanıklıkların ortak yaşam alanına dâhil edilmesiyle mi mümkün olur? Burada amaç, acıları birbirine eşitlemek ya da bütün farkları silmek değildir. Aksine, her acının kendi tarihsel, politik ve toplumsal bağlamı içinde tanınmasıdır. Çünkü adalet, farkları yok sayarak değil; her kaybın nerede, nasıl ve hangi güç ilişkileri içinde yaşandığını görerek kurulabilir. Acıları yarıştırmak barışı zayıflatır; acıları görünmez bırakmak ise barışı imkânsızlaştırır.

Onarımın Politik Anlamı

Yas tutmak, geçmişe saplanmak değildir; kaybın değerini tanımaktır.

Barış, unutmanın rahatlığına sığınamaz. Unutmak, kimi zaman toplumsal yorgunluğun dili olabilir; “artık konuşmayalım” demek, yüzleşmenin ağırlığından kaçma isteğini taşıyabilir. Fakat konuşulmayan şey ortadan kalkmaz. Bastırılan hafıza, başka biçimlerde geri döner: kuşaklar arası suskunlukta, güvensizlikte, korkuda, öfkede, kutuplaşmada, adalete duyulan inancın zayıflamasında. Geçmişle adil bir ilişki kurmayan toplumlar, geleceği de kırılgan bir zeminde kurar. Feminist barış anlayışı bu nedenle hafızayı bir yük değil, onarımın imkânı olarak düşünür. Hatırlamak, intikam arzusunu büyütmek zorunda değildir; aksine, sorumluluğu mümkün kılar. Yas tutmak, geçmişe saplanmak değildir; kaybın değerini tanımaktır. Tanıklığı dinlemek, taraf olmak anlamına gelmez; insan yaşamının değersizleştirilmesine karşı etik bir eşik kurmaktır. Onarım ise yalnızca eski hale dönmek değildir; eski hali mümkün kılan eşitsizlikleri dönüştürmektir.

Sonuç Yerine: Feminist Barışın Kapanmayan Sorusu

Bu yazı serisinin sonunda belki de varılacak yer şudur: Barış, çatışmanın sona ermesinden ibaret değil; çatışmayı mümkün kılan hafıza, iktidar ve anlam düzenlerinin dönüştürülüp dönüştürülmediği sorusudur. Çünkü barış her zaman etik bir yüzleşmenin, karşılıklı tanımanın ya da adalet arzusunun sonucu olarak ortaya çıkmaz. Bazen savaşma kapasitesi zayıfladığında, politik hesaplar tıkandığında, silahlı stratejiler sürdürülemez hale geldiğinde ya da uluslararası dengeler başka bir yön dayattığında da barış dili dolaşıma girer. Böyle durumlarda barış, onarım iradesinden çok krizi yönetmenin yeni adı haline gelebilir.

Tam da bu nedenle “silahlar sustu mu?” sorusu yetersizdir. Hakikat konuşulabiliyor mu? Tanıklıklar dinleniyor mu? Yas tutulamayan kayıplar tanınıyor mu? Kadınların, yoksulların, yerinden edilenlerin, çocukların, göçmenlerin ve sesi kolayca bastırılanların deneyimleri barışın bilgisi sayılıyor mu? Yoksa barış yine güçlü aktörlerin dilinde kurulup kırılgan hayatların sessizliği üzerine mi yerleştiriliyor?

İleriye bakmak elbette gereklidir; fakat geride kimlerin bırakıldığını, kimin acısının ertelendiğini, kimin sözünün eksik sayıldığını görmeden yürümek, barışı yalnızca yeni bir sessizlik biçimine dönüştürür.

Barışın gerçek başlangıcı, gürültünün kesildiği yerde değil; duyulmamış olanın kamusal hakikat haline gelebildiği yerde aranmalıdır. Barış, masaların kurulmasıyla değil, o masalara kimlerin hafızasının, kimlerin yasının, kimlerin sözünün ve kimlerin geleceğinin dâhil edildiğiyle sınanır. İleriye bakmak elbette gereklidir; fakat geride kimlerin bırakıldığını, kimin acısının ertelendiğini, kimin sözünün eksik sayıldığını görmeden yürümek, barışı yalnızca yeni bir sessizlik biçimine dönüştürür.

Feminist barış fikri yönetilmiş bir sessizliğe değil; hakikatin, adaletin ve yaşamın yeniden kurulmasına yönelir. Bu nedenle kapanışta geriye tek ve zor bir soru kalır: Sadece çatışmayı mı bitirmek istiyoruz, yoksa çatışmayı mümkün kılan dünyayı da değiştirmeye cesaret ediyor muyuz?

Kaynakça

*Kaynakça yazı dizisindeki bütün bölümleri kapsamaktadır.

Ahmed, S. (2015). Duyguların kültürel politikası (S. Komut, Çev.). Sel Yayıncılık.

Arendt, H. (2025a). İnsanlık durumu (B. S. Şener, Çev.). İletişim Yayınları.

Arendt, H. (2025b). Şiddet üzerine (B. Peker, Çev.). İletişim Yayınları.

Braidotti, R. (2014). İnsan sonrası (Ö. Karakaş, Çev.). Kolektif Kitap.

Butler, J. (2005). Kırılgan hayat: Yasın ve şiddetin gücü (B. Ertür, Çev.). Metis Yayınları.

Crenshaw, K. (1991). Mapping the margins: Intersectionality, identity politics, and violence against women of color. Stanford Law Review, 43(6), 1241–1299. https://doi.org/10.2307/1229039

Das, V. (2007). Life and words: Violence and the descent into the ordinary. University of California Press. https://doi.org/10.1525/9780520939530

Enloe, C. (2003). Muzlar, plajlar ve askerî üsler: Feminist bakış açısından uluslararası siyaset (B. Kurt & E. Aydın, Çev.). Çitlembik Yayınları.

Enloe, C. (2006). Manevralar: Kadın yaşamının militarize edilmesine yönelik uluslararası politikalar (S. Çağlayan, Çev.). İletişim Yayınları.

Fraser, N. (2026). Yamyam kapitalizm: Demokrasi, bakım emeği ve gezegen sistem tarafından nasıl mideye indiriliyor ve bizler bu konuda ne yapabiliriz? (A. Önal, Çev.). Ayrıntı Yayınları.

Fricker, M. (2007). Epistemic injustice: Power and the ethics of knowing. Oxford University Press. https://doi.org/10.1093/acprof:oso/9780198237907.001.0001

Galtung, J. (1969). Violence, peace, and peace research. Journal of Peace Research, 6(3), 167–191. https://doi.org/10.1177/002234336900600301

Gilligan, C. (2017). Kadının farklı sesi: Psikolojik kuram ve kadının gelişimi (D. Dinçer, F. Arısan, & M. Elma, Çev.). Pinhan Yayıncılık. (Özgün eser 1982)

Haraway, D. J. (2016). Staying with the trouble: Making kin in the Chthulucene. Duke University Press.

Hirsch, M. (2012). The generation of postmemory: Writing and visual culture after the Holocaust. Columbia University Press. https://doi.org/10.7312/hirs15652

Human Rights Watch. (2012). Time for justice: Ending impunity for killings and disappearances in 1990s Turkey. Human Rights Watch.

İnsan Hakları Derneği. (2026). Türkiye–PKK barış süreci izleme raporu: 1 Ekim 2024–1 Temmuz 2026. İnsan Hakları Derneği.

Tanıtımlar
Künye
433. Sayı
MAKİNA MÜHENDİSLERİ ODASI İZMİR ŞUBESİ ADINA SAHİBİ
Ziya Haktan Karadeniz
SORUMLU YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ
Necmi Varlık
BÜLTEN YAYIN KOMİSYONU SORUMLU YÖNETİM KURULU ÜYELERİ
Burcu Başpişirici
YAYINA HAZIRLAYAN
Orhan Bilikvar
YAYIN TARİHİ
5 EYLÜL 2026
YÖNETİM YERİ
MMO Tepekule Kongre ve Sergi Merkezi Anadolu Cad. No: 40 K: M2 Bayraklı - İZMİR
Tel: (232) 462 33 33
Faks: (232) 486 20 60
www.mmo.org.tr/izmir
Yerel Süreli Yayın
MMO İzmir Şube yayın organı MMO üyelerine ücretsiz gönderilir.
Gönderilen yazıların yayınlanıp
yayınlanmamasına, TMMOB Makina
Mühendisleri Odası İzmir Şubesi
Yönetim Kurulu karar verir.
Yayımlanan yazılardaki sorumluluk
yazarlarına ilan ve reklamlardaki sorumluluk ilanı veren kişi veya kuruluşa aittir.
Bülten’e gönderilen çeviri yazıların kaynağı mutlaka belirtilir. Gönderilen yazılar, yazarlarına geri verilmez.
Bu web sitesi çerez kullanmaktadır
Sitemizin çalışması için gerekli olan çerezleri kullanıyoruz. Siteyi kullanmaya devam ederek bunları kabul etmiş olursunuz.
Bizi Takip Edin
MMO İZMİR
MMO
TMMOB