Gidenler, Kalanlar ve Bir Ülkenin Kaybettiği Gelecek
Göç denildiğinde aklımıza çoğu zaman bir yerden başka bir yere gitmek geliyor. Bir bavul, bir uçak bileti, yeni bir şehir, başka bir dil…Oysa bazı göçler insanların yer değiştirmesinden ibaret değildir. Onlarla birlikte bilgi, deneyim, üretme kapasitesi, toplumsal ilişkiler ve belki de en önemlisi geleceğe ilişkin beklentiler de yer değiştirir.
Bi’ Dünya Kıvılcım ile KONDA’nın birlikte gerçekleştirdiği Beyin Göçü Araştırması bu nedenle dikkat çekici. Yurt dışında yaşayan 3.118 yüksek eğitimli Türkiyeliyle gerçekleştirilen çalışma, insanların neden gittiklerini, yaşadıkları ülkelerle ve Türkiye’yle nasıl bağ kurduklarını, hangi koşullarda geri dönebileceklerini ve Türkiye’ye uzaktan katkı verme ihtimallerini araştırıyor. Araştırmaya salt bir “göç araştırması” olarak bakmak eksik kalır. Aslında önümüzde, Türkiye’nin dünyanın farklı coğrafyalarına dağılmış insan kaynağının bir fotoğrafı var. Ve o fotoğraf bize çok temel bir soru sorduruyor:
Bir ülke yetiştirdiği insanları neden kaybeder?
İnsanlar Sadece Daha Çok Kazanmak İçin Gitmiyor
Beyin göçünü açıklarken ilk akla gelen neden ekonomi. Daha yüksek ücretler, daha iyi çalışma koşulları, kariyer olanakları…Bunların önemli olduğu açık. Fakat araştırmanın ortaya koyduğu tablo daha geniş. İnsanların kararlarında yaşam standardı kadar demokratik koşullar, özgürlük, güvenlik, gelecek beklentileri ve kendilerini gerçekleştirebilecekleri bir ortam arayışı da etkili. Bu durumda beyin göçü bir ücret meselesi olmaktan çıkıyor ve kurumlar meselesine dönüşüyor.
Bir araştırmacı yaptığı çalışmanın değer göreceğine inanıyor mu? Bir mühendis mesleğinde ilerlemesinin bilgi ve yetkinliğine bağlı olduğunu düşünüyor mu? Bir genç çalışarak bağımsız bir hayat kurabileceğine inanıyor mu? Bir kadın mesleğini yaparken erkeklerle eşit fırsatlara sahip olduğunu hissediyor mu? İnsanlar düşüncelerini ifade ederken kendilerini güvende hissediyor mu? Bu sorular çoğaldıkça “daha fazla para kazanmak için gittiler” açıklaması yetersiz kalıyor. Çünkü insan sadece ücretini değil, nasıl bir hayat yaşayabileceğini de karşılaştırıyor.
Mühendis Gidince Ne Kaybediyoruz?
Mühendislik açısından baktığımızda mesele daha da somutlaşıyor. Bir mühendis kolay yetişmiyor. İlköğretimden üniversiteye, laboratuvardan staja, mesleki eğitimden iş deneyimine kadar uzun yıllara yayılan toplumsal ve ekonomik bir yatırım söz konusu. Üstelik bilgi birikimi mezuniyetle tamamlanmıyor. Mühendis çalıştıkça deneyim kazanıyor; projeler geliştiriyor, başka mühendisler yetiştiriyor, üretim süreçlerine bilgi aktarıyor. Bu nedenle yetişmiş bir mühendisin göçü salt “bir çalışanın eksilmesi” anlamına gelmiyor. Onunla birlikte deneyim, yenilik kapasitesi, kurumsal hafıza ve başka insanlara aktarılabilecek bilgi de hareket ediyor.
TÜİK’in 2025 yükseköğretim istihdam göstergeleri de mühendislik, imalat ve inşaat alanının lisans mezunlarında yüzde 82,1’lik kayıtlı istihdam oranıyla en yüksek istihdama sahip alanlardan biri olduğunu gösteriyor. Yani sözünü ettiğimiz, ekonominin ve üretimin doğrudan içinde bulunan nitelikli bir insan kaynağı. Fakat burada gözden kaçırmamamız gereken başka bir mesele daha var.
Gidenler Gerçekten Gitti mi?
Araştırmanın belki de en önemli bulgularından biri, göç etmiş olmanın Türkiye ile ilişkinin sona erdiği anlamına gelmemesi. Araştırmada aktarılan verilere göre katılımcıların sadece yaklaşık yüzde 20’si, koşullar değişse bile Türkiye’ye dönmeyeceğini söylüyor. Geri kalan büyük kesim için dönüş, farklı koşullara bağlı olarak hâlâ ihtimaller arasında. Bu oldukça önemli. Çünkü beyin göçünü tek yönlü bir kayıp olarak düşünmemizi engelliyor.
Bununla birlikte, geri dönüş meselesinin ne kadar belirsiz ve kırılgan olduğu da görülüyor. “Türkiye’ye dönme isteği”ne ilişkin grafikte katılımcıların yüzde 85’inin net bir dönüş planı olmadığını, yüzde 10’unun beş yıl içinde, yüzde 5’inin ise bir yıl içinde dönmeyi planladığını görüyoruz. Bu tablo ilk bakışta güçlü bir kopuş gibi okunabilir; ancak aslında daha karmaşık bir duyguya işaret ediyor: İnsanlar Türkiye ile bağlarını bütünüyle kesmiş değiller, fakat geri dönüşü mümkün kılacak koşulların oluştuğuna da inanmıyorlar.
Nitekim dönüş için ifade edilen koşullar bu belirsizliğin nedenini açıkça gösteriyor. Araştırmaya göre katılımcıların yüzde 74’ü Türkiye’ye dönüş için demokrasi ve adaletin tesis edilmesini, yüzde 65’i ekonomik istikrar ve iyileşmeyi, yüzde 58’i siyasi iktidarın/hükümetin değişmesini, yüzde 49’u ise mesleki ve çalışma koşullarının iyileşmesini gerekli görüyor. Bu veriler, meselenin yalnızca maaş, iş imkânı ya da bireysel kariyer tercihi olmadığını gösteriyor. Geri dönüş isteği; hukuk, özgürlük, liyakat, güven ve gelecek duygusuyla doğrudan bağlantılı.
Bu kırılgan bağ, Türkiye’nin katılımcılar için ne ifade ettiğini gösteren duygusal verilerde de kendini gösteriyor. Katılımcıların Türkiye’yi en çok “umutsuzluk” ile ilişkilendirmesi yüzde 50 gibi yüksek bir oranla dikkat çekiyor. Bunu yüzde 45 ile “özlem”, yüzde 34 ile “sıkışmışlık”, yüzde 25 ile “üzüntü”, yüzde 20 ile “öfke” izliyor. Daha düşük oranlarda “korku” yüzde 13, “dışlanmışlık” ve “mutsuzluk” yüzde 12, “umut” ise sadece yüzde 10 olarak görünüyor. Bu tablo çok şey söylüyor: Türkiye, gidenler için bütünüyle terk edilmiş bir yer değil; ama yalnızca özlemle de anılan bir yer değil. Özlem ile umutsuzluk, aidiyet ile sıkışmışlık, sevgi ile öfke aynı duygusal zeminde bir arada duruyor.
Dolayısıyla “gidenler gerçekten gitti mi?” sorusunun yanıtı basit değil. Evet, fiziksel olarak gittiler; başka şehirlerde, başka dillerde, başka kurumların içinde hayat kurdular. Ama Türkiye, duygusal ve zihinsel haritalarından silinmiş değil. Asıl mesele, bu bağı romantik bir çağrıyla değil, dönüşü mümkün kılacak toplumsal koşulları kurarak güçlendirmek. Çünkü insanlar sadece özledikleri yere değil; güven duydukları, emeklerinin karşılık bulacağına inandıkları, özgürce yaşayabileceklerini hissettikleri yere dönerler.
Gidenlerle Kalanları Karşı Karşıya Koymadan
Beyin göçü tartışmasında dikkat edilmesi gereken başka bir nokta da gidenlerle kalanlar arasında ahlaki bir hiyerarşi kurmamak. Gidenler “ülkesini terk etmiş”, kalanlar da otomatik olarak “daha fedakâr” insanlar değildir. Aynı şekilde yurt dışına gidenleri başarı hikâyelerine dönüştürürken burada kalanların emeğini görünmez kılmak da doğru olmaz. İnsanların koşulları, sorumlulukları, fırsatları ve tercihleri farklıdır. Asıl mesele gitme ya da kalma kararının ne kadar özgür olduğudur. Bir insan başka bir kültürü tanımak, uluslararası deneyim kazanmak veya dünyanın başka bir yerinde yaşamak istediği için gidiyorsa bu hareketliliktir. Ama mesleğini yapamadığı, liyakate güvenmediği, kendisini özgür veya güvende hissetmediği ya da çocuklarına başka bir gelecek sunmak zorunda olduğunu düşündüğü için gidiyorsa, üzerinde düşünmemiz gereken yapısal bir sorun vardır.
Bir Geleceği Hayal Edebilmek
Geçtiğimiz günlerde bir sokak röportajında genç bir erkeğe “Hayalinizi söyler misiniz?” diye soruluyor. Bir an duruyor ve “Hayalim mi? Unuttum” diyor. Belki de son zamanlarda duyduğumuz en ağır cümlelerden biri bu. Çünkü gerçekleşmemiş bir hayalden değil, artık hatırlanmayan bir hayalden söz ediyor. Hayal kurmayı çoğu zaman kişisel bir mesele gibi düşünüyoruz. Yeterince istersek, çalışırsak, mücadele edersek başarabileceğimize inanıyoruz. Olmadığında da dönüp bireye bakıyoruz. Oysa hayaller boşlukta kurulmaz. Barınma, geçinme, eğitim, çalışma, sağlık, güvenlik, özgürlük… İnsan yarını, bugünün ona açtığı imkânların içinden düşünür. Bugünü geçirmek bütün enerjimizi almaya başladığında gelecek de giderek daralır.
Türkiye’de uzun süredir yaşanan ekonomik sıkışma bunun salt bir boyutu. Gençler için bağımsız bir hayat kurmak, bir eve çıkmak, eğitim gördüğü alanda çalışmak ve uzun vadeli planlar yapmak giderek zorlaşıyor. Buna liyakat, özgürlük, hukuki güvence, çalışma koşulları ve geleceğe duyulan güveni de eklediğimizde, KONDA-Bi’ Dünya Kıvılcım araştırmasındaki göç tablosu başka bir anlam kazanıyor. Çünkü insanların başka ülkelere gitmesi her zaman bir kayıp değildir. Dünyayı görmek, başka bir ülkede eğitim almak, mesleki deneyim kazanmak, farklı kültürlerle karşılaşmak insanı da toplumu da zenginleştirir. Sorun, gitmenin bir tercih olmaktan çıkıp iyi bir gelecek kurabilmenin koşulu gibi görülmeye başlamasıdır.
Belki bu nedenle beyin göçü karşısında asıl sorumuz “Gidenleri nasıl geri getiririz?” olmamalı. İnsanları kalmaya ikna etmekten önce, kalmayı isteyebilecekleri koşulları yaratmayı; gidenleri geri çağırmadan önce, dönmeyi düşünebilecekleri bir ülkeyi konuşmalıyız.
Bu nedenle beyin göçünü kaç mühendisin, hekimin, akademisyenin ya da gencin ülkeyi terk ettiği üzerinden tartışmak eksik kalıyor. Asıl mesele, insanların burada hangi ihtimalleri artık mümkün görmedikleridir. Yoksulluk sadece sahip olduklarımızın azalması değildir. Bazen mümkün olduğunu düşündüğümüz şeylerin de azalmasıdır. Bir genç kendi emeğiyle bağımsız yaşayabileceğine, bir mühendis bilgisinin ve yetkinliğinin karşılığını alacağına, bir kadın mesleğinde eşit koşullarda ilerleyebileceğine, bir akademisyen özgürce üretebileceğine artık inanmıyorsa, kaybettiğimiz sadece insan kaynağı değildir. Birlikte kurabileceğimiz geleceğin ihtimalleri de azalıyor demektir. Belki bu nedenle beyin göçü karşısında asıl sorumuz “Gidenleri nasıl geri getiririz?” olmamalı. İnsanları kalmaya ikna etmekten önce, kalmayı isteyebilecekleri koşulları yaratmayı; gidenleri geri çağırmadan önce, dönmeyi düşünebilecekleri bir ülkeyi konuşmalıyız. Çünkü bir ülkenin en değerli kaynağı yalnızca fabrikaları, yolları, enerji kaynakları ya da teknolojik altyapısı değildir. İnsanların bilgisi, yaratıcılığı, emeği ve geleceğe dair kurabildikleri hayaller de o ülkenin ortak zenginliğidir.
Asıl meselemiz, insanların gitmek zorunda hissetmediği, gidenlerin bağını koparmadığı; kadınların ve erkeklerin eşit koşullarda yaşayabildiği, üretebildiği, karar verebildiği ve herkesin geleceğini burada hayal edebildiği bir ülke kurmak olmalıdır.
BÜLTEN YAYIN KOMİSYONU SORUMLU YÖNETİM KURULU ÜYELERİ
Burcu Başpişirici
YAYINA HAZIRLAYAN
Orhan Bilikvar
YAYIN TARİHİ
5 EYLÜL 2026
YÖNETİM YERİ
MMO Tepekule Kongre ve Sergi Merkezi Anadolu Cad. No: 40 K: M2 Bayraklı - İZMİR Tel: (232) 462 33 33 Faks: (232) 486 20 60 www.mmo.org.tr/izmir
Yerel Süreli Yayın
MMO İzmir Şube yayın organı MMO üyelerine ücretsiz gönderilir. Gönderilen yazıların yayınlanıp yayınlanmamasına, TMMOB Makina Mühendisleri Odası İzmir Şubesi Yönetim Kurulu karar verir. Yayımlanan yazılardaki sorumluluk yazarlarına ilan ve reklamlardaki sorumluluk ilanı veren kişi veya kuruluşa aittir. Bülten’e gönderilen çeviri yazıların kaynağı mutlaka belirtilir. Gönderilen yazılar, yazarlarına geri verilmez.
Bu web sitesi çerez kullanmaktadır
Sitemizin çalışması için gerekli olan çerezleri kullanıyoruz. Siteyi kullanmaya devam ederek bunları kabul etmiş olursunuz.