Gerçeği bükmez; Görünür Kılar

Barış Üzerine Feminist Notlar – 5

Bu serinin önceki yazılarında barışı yaşamın karşılıklı bağımlılığı, şiddetin kesişimsel biçimleri, etik zemin ve yavaş şiddet eksenlerinde düşünmeye çalıştık. Ancak bütün bunların ardından daha somut bir soru sormak gerekir: Bir toplum gerçekten barıştan yana olup olmadığını nerede gösterir? Söylemlerinde mi, uluslararası toplantılarda verdiği mesajlarda mı, yoksa kaynaklarını nasıl dağıttığında mı? Çünkü barış hem değerler meselesi hem de bir bütçe meselesidir. Bir devletin neyi tehdit, neyi korunmaya değer gördüğü; hangi hayatları güvence altına aldığı ve hangi ihtiyaçları ertelenebilir saydığı, kaynaklarını nereye ayırdığına bakılarak anlaşılabilir. Silaha, askerî teknolojiye ve güvenlik aygıtlarına ayrılan bütçe zorunlu bir yatırım olarak sunulurken bakım, sağlık, eğitim, barınma, yoksullukla mücadele ve ekolojik onarım için ayrılan kaynaklar çoğu zaman maliyet olarak görülüyorsa, burada sadece ekonomik bir tercih değil, belirli bir yaşam anlayışı vardır.

Feminist uluslararası ilişkiler düşünürü Cynthia Enloe, militarizmi salt ordulara ve savaş alanlarına ait bir olgu olarak ele almaz. Militarizm, toplumsal hayatın içine yerleşen; gücü silahla, güvenliği denetimle, liderliği sertlikle ve erkekliği koruyuculukla özdeşleştiren bir düşünme biçimidir. Bu nedenle bir toplum fiilen savaş içinde olmasa da militarist olabilir. Siyasal sorunların sürekli güvenlik tehdidi olarak tanımlandığı, uzlaşının zayıflık, eleştirinin sadakatsizlik, itaatin ise erdem sayıldığı her yerde savaşın kültürel ve duygusal zemini hazırlanır. Enloe’nun feminist analize kazandırdığı en önemli sorulardan biri şudur: “Burada kadınlar nerede?” Bu soru sadece karar masalarında kaç kadının bulunduğunu araştırmaz. Savaş hazırlığının bedelini kimin ödediğini, askerî ekonominin hangi görünmez emeklere dayandığını ve güvenlik adına alınan kararların gündelik hayatı nasıl dönüştürdüğünü de sorgular. Kadınlar çoğu zaman savaşın ve çatışmanın karar vericileri değildir; ancak göçün, yoksulluğun, bakım krizinin, şiddetin ve toplumsal çözülmenin sonuçlarını taşımak zorunda bırakılırlar. Erkekler savaşçı ve koruyucu özneler olarak kurulurken kadınlardan yaşamı her koşulda sürdürmeleri, kayıpları telafi etmeleri, aileyi bir arada tutmaları ve bütün bunları fedakârlık olarak görmeleri beklenir.

Asıl mesele, güvenliğin neden sürekli olarak askerî kapasitenin artırılmasıyla özdeşleştirildiği ve yaşamın başka güvenlik ihtiyaçlarının neden aynı aciliyetle ele alınmadığıdır.

Bugün dünya ölçeğinde askerî harcamaların ulaştığı boyut, barış söylemiyle maddi tercihler arasındaki uçurumu açıkça göstermektedir. Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsüne göre dünya askerî harcamaları 2024 yılında 2 trilyon 718 milyar dolara ulaştı. Harcamalar bir önceki yıla göre reel olarak yüzde 9,4 artarken dünya genelindeki askerî harcama yükü küresel gelirin yüzde 2,5’ine yükseldi. 2015 ile 2024 arasındaki toplam artış ise yüzde 37 oldu. Bu rakamlar ülkelerin güvenlik kaygılarının arttığını gösterirken güvenliğin giderek daha fazla silahlanma, caydırıcılık ve askerî kapasite üzerinden tanımlandığını da düşündürür. Elbette savaşların, sınır çatışmalarının ve bölgesel tehditlerin gerçekliğini yok saymak mümkün değildir. Feminist eleştiri de bu tehditlerin var olmadığını ileri sürmez. Asıl mesele, güvenliğin neden sürekli olarak askerî kapasitenin artırılmasıyla özdeşleştirildiği ve yaşamın başka güvenlik ihtiyaçlarının neden aynı aciliyetle ele alınmadığıdır.

Türkiye’nin Güneydoğu bölgesi başta olmak üzere, kırk yılı aşan silahlı çatışmanın bıraktığı toplumsal ve ekonomik izler bu soruyu yakından düşünmeyi gerektirir. Çatışma; güvenlik güçlerinin, silahlı örgüt mensuplarının ve sivillerin yaşamlarını kaybetmesine, ailelerin parçalanmasına, insanların yerlerinden edilmesine, toplumsal güvensizliğin derinleşmesine ve kuşaklar boyunca taşınan travmaların oluşmasına neden oldu. Kuşkusuz bu uzun dönem aynı zamanda güvenlik ve savunma harcamalarının devlet bütçesindeki kalıcı ağırlığını da artırdı.  Ancak savunmaya ayrılan bütçe artışının tamamı Güneydoğu’daki çatışmayla açıklamak doğru olmaz. Türkiye’nin bölgesel konumu, sınır güvenliği, Suriye ve Irak’taki gelişmeler, NATO yükümlülükleri ve savunma sanayisi politikaları da bu harcamalarda rol oynamaktadır. Ancak uzun süreli çatışma ortamının güvenliği siyasal ve ekonomik hayatın merkezine yerleştirdiği; askerî çözümlerin, demokratik ve toplumsal çözümlere göre daha görünür ve öncelikli hale gelmesine katkıda bulunduğu da göz ardı edilmemelidir.

İktidarlar değişse bile güvenliği merkeze alan siyasal dil kalıcılık kazanabilir. Böyle bir ortamda eleştiri tehdit, müzakere taviz, karşılıklı tanıma ise zayıflık gibi görülebilir.

Diğer taraftan, güvenlik söylemi sadece bütçeleri biçimlendirmez; siyasal alanın sınırlarını da belirleyebilir. Çatışmanın sürdüğü dönemlerde barış talebi, eşit yurttaşlık, ana dil, yerel yönetimler, kültürel haklar veya demokratik katılım gibi meselelerin güvenlik çerçevesi içinde ele alınması, bu taleplerin toplumsal içeriklerinin geri plana itilmesine yol açabilir. İktidarlar değişse bile güvenliği merkeze alan siyasal dil kalıcılık kazanabilir. Böyle bir ortamda eleştiri tehdit, müzakere taviz, karşılıklı tanıma ise zayıflık gibi görülebilir.

Feminist barış yaklaşımı, güvenlik ile özgürlüğü, devletin bütünlüğü ile demokratik hakları birbirinin karşıtı gibi kuran bu kutuplaştırıcı dili aşmaya çalışır. Çünkü barış ile güvenlik birbirinin karşıtı değildir; ancak güvenlik sadece devletin bütünlüğü ve sınırların korunması üzerinden tanımlandığında, gündelik yaşamın güvenliği görünmez hale gelebilir. Evinde şiddet gören bir kadın güvende midir? Ekonomik bağımsızlığı olmadığı için şiddet ortamından ayrılamayan biri korunmuş sayılabilir mi? Çatışma nedeniyle yerinden edilmiş, dilinden ve toplumsal çevresinden uzaklaşmış bir kadın için güvenlik ne anlama gelir? Çocuğunu kaybetmiş farklı kimliklerden annelerin yasları arasında hiyerarşi kurulabilir mi?

Kesişimsel barış, bu deneyimleri birbirine eşitlemeden ve aralarındaki siyasal farkları silmeden, hiçbir acıyı görünmez bırakmamayı gerektirir.

Bu sorular bizi kesişimsel bir barış anlayışına götürür. Kimberlé Crenshaw’un kesişimsellik yaklaşımının gösterdiği gibi, toplumsal deneyimler tek bir kimlik ya da eşitsizlik ekseni üzerinden açıklanamaz. Güneydoğu’daki uzun süreli çatışmanın etkileri de herkese aynı biçimde dağılmamıştır. Kürt olmak, kadın olmak, yoksul olmak, kırsal bölgede yaşamak, yerinden edilmek, engelli olmak, bakım sorumluluğu taşımak ya da siyasal temsil imkânlarından mahrum bırakılmak farklı kırılganlık biçimleri yaratmıştır. Bunun yanında çatışmalarda yaşamını kaybeden askerlerin anneleri, eşleri, çocukları ve diğer yakınları da yasın, ekonomik güvencesizliğin, bakım yükünün ve toplumsal beklentilerin farklı biçimleriyle karşı karşıya kalmıştır. Benzer şekilde sivil kayıpların, güvenlik görevlilerinin, silahlı örgüt mensuplarının ve yerinden edilmiş insanların yakınları, birbirinden farklı konumlarda olsalar da uzun süreli çatışmanın bedensel, duygusal ve ekonomik sonuçlarını taşımıştır. Kesişimsel barış, bu deneyimleri birbirine eşitlemeden ve aralarındaki siyasal farkları silmeden, hiçbir acıyı görünmez bırakmamayı gerektirir. Çünkü barış, farklı kayıpları, yasları ve kırılganlıkları görünür kılmakla; bunların toplumsal cinsiyet, sınıf, kimlik, coğrafya ve siyasal konum tarafından nasıl şekillendiğini hesaba katmakla kurulabilir.

Bu nedenle kesişimsel barış, sadece silahlı kesim arasında bir uzlaşma anlamına gelemez. Barış süreci; bölgesel eşitsizlikleri, kadın yoksulluğunu, zorunlu göçü, bakım yüklerini, siyasal katılımın önündeki engelleri, kültürel hakları ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddeti birlikte ele almak zorundadır. Barışın kesişimsel olması, taraflardan birini bütünüyle masum, diğerini bütünüyle sorumlu ilan etmek anlamına gelmez. Aksine, çatışmanın farklı hayatlar üzerinde yarattığı eşitsiz etkileri tanımayı, bütün kayıpların yasını tutabilmeyi ve hiçbir acıyı başka bir acının karşısına yerleştirmemeyi gerektirir. Feminist barışın dili zafer ve yenilgi üzerine değil; hakikat, sorumluluk, adalet, onarım ve birlikte yaşayabilme imkânı üzerine kurulur.

Nancy Fraser’ın toplumsal yeniden üretim yaklaşımı, militarizm ile bakım krizi arasındaki ilişkiyi anlamak için önemli bir zemin sunar. Ekonomik ve siyasal düzen, yaşamın devam edebilmesi için çocuk yetiştirme, yaşlı ve hasta bakımı, beslenme, temizlik, duygusal destek ve gündelik hayatın yeniden kurulması gibi emeklere bağımlıdır. Buna rağmen bu işler çoğunlukla ücretsiz, düşük ücretli veya doğal bir kadınlık görevi gibi görülür. Sistem, üzerinde yükseldiği bakım emeğini değersizleştirerek kendi yaşam koşullarını aşındırır. Çatışma dönemlerinde bu çelişki daha da derinleşir. İnsanlar yerlerinden edildiğinde, kamusal hizmetler zayıfladığında ve geçim kaynakları kaybolduğunda bakım ailelerin içine çekilir; aile içindeki bakım ise ağırlıklı olarak kadınlara devredilir. Yas tutma, yaralılarla ilgilenme, çocukları koruma, yaşlıların ihtiyaçlarını karşılama, aileyi ekonomik ve duygusal olarak bir arada tutma sorumluluğu çoğunlukla kadınların omuzlarına yüklenir. Kadınların emeği toplumun ayakta kalmasını sağlar; ancak savaş ve barış kararları alınırken bu emek çoğu zaman görünmezleşir.

Oysa feminist barış, kadınları sadece acıyı taşıyan ve toplumu onaran kişiler olarak değil, barışın içeriğini ve yöntemini belirleyebilecek siyasal özneler olarak görür.

Kadınların salt çatışmanın mağdurları olmadığını da görmek gerekir. Kadınlar farklı dönemlerde barış girişimlerinin, insan hakları mücadelelerinin, kayıpların bulunması taleplerinin ve toplumsal diyalog çabalarının aktif özneleri oldular. Buna rağmen kadınların deneyimleri çoğu zaman ya annelik kimliğiyle sınırlandırıldı ya da siyasal kutuplaşmanın içinde değersizleştirildi. Oysa feminist barış, kadınları sadece acıyı taşıyan ve toplumu onaran kişiler olarak değil, barışın içeriğini ve yöntemini belirleyebilecek siyasal özneler olarak görür. Tam da bu nedenle bakım, sağlık, eğitim, gıda, barınma, bölgesel kalkınma ve ekolojik onarım harcamaları barışın dışında kalan sosyal giderler olarak değerlendirilmemelidir. Bunlar barışın temel altyapılarıdır.

Askerî harcamaların her artışı doğrudan sosyal bütçelerin azalacağı anlamına gelmeyebilir. Ancak sınırlı kaynakların bulunduğu bir dünyada bütçe tercihleri, hangi tehditlerin öncelikli kabul edildiğini gösterir. Devletler güvenlik için olağanüstü kaynaklar oluşturabilirken bakım krizi, kadın yoksulluğu, bölgesel eşitsizlik veya ekolojik yıkım karşısında aynı aciliyeti göstermiyorsa, sorun yalnızca kaynak eksikliği değildir. Aynı zamanda hangi hayatların ve hangi ihtiyaçların politik olarak daha değerli sayıldığı meselesidir.

Belki de bir ülkenin gerçekten neyi koruduğunu anlamak için barış söylemlerinin yanında bütçesine ve gündelik hayatta kurduğu ilişkilere de bakmak gerekir. Askerî bütçeler çatışmaya hazırlanma kapasitesini gösterirken bakım, eğitim, sağlık, adalet ve onarım için ayrılan kaynaklar birlikte yaşamaya ne kadar hazır olduğumuzu gösterir. Bu nedenle asıl soru devletlerin güvenlik için ne kadar harcadığından ibaret değildir. Daha temel soru şudur: Kaynaklarımızı korkuyu ve çatışmayı yönetme kapasitesini büyütmek için mi, yoksa farklılıklarımızla eşit, özgür ve onurlu biçimde birlikte yaşayabilmek için mi kullanıyoruz?

Tanıtımlar
Künye
432. Sayı
MAKİNA MÜHENDİSLERİ ODASI İZMİR ŞUBESİ ADINA SAHİBİ
Ziya Haktan Karadeniz
SORUMLU YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ
Necmi Varlık
BÜLTEN YAYIN KOMİSYONU SORUMLU YÖNETİM KURULU ÜYELERİ
Burcu Başpişirici
YAYINA HAZIRLAYAN
Orhan Bilikvar
YAYIN TARİHİ
5 Ağustos 2026
YÖNETİM YERİ
MMO Tepekule Kongre ve Sergi Merkezi Anadolu Cad. No: 40 K: M2 Bayraklı - İZMİR
Tel: (232) 462 33 33
Faks: (232) 486 20 60
www.mmo.org.tr/izmir
Yerel Süreli Yayın
MMO İzmir Şube yayın organı MMO üyelerine ücretsiz gönderilir.
Gönderilen yazıların yayınlanıp
yayınlanmamasına, TMMOB Makina
Mühendisleri Odası İzmir Şubesi
Yönetim Kurulu karar verir.
Yayımlanan yazılardaki sorumluluk
yazarlarına ilan ve reklamlardaki sorumluluk ilanı veren kişi veya kuruluşa aittir.
Bülten’e gönderilen çeviri yazıların kaynağı mutlaka belirtilir. Gönderilen yazılar, yazarlarına geri verilmez.
Bu web sitesi çerez kullanmaktadır
Sitemizin çalışması için gerekli olan çerezleri kullanıyoruz. Siteyi kullanmaya devam ederek bunları kabul etmiş olursunuz.
Bizi Takip Edin
MMO İZMİR
MMO
TMMOB