432. Bülten’den

Ortak Dünyayı Savunmak: Muhalefetin Demokratik Sorumluluğu

Türkiye, siyasal rekabetin olağan demokratik sınırlar içinde yürütülmesinin giderek zorlaştığı bir dönemden geçiyor. Seçilmiş yerel yönetimlere yönelik operasyonlar, siyaset alanındaki kişiler hakkında yürütülen yargı süreçleri, ifade ve örgütlenme alanındaki daralma, ekonomik güvencesizliğin derinleşmesi ve toplumun geleceğe ilişkin kaygılarının büyümesi, demokratik siyasetin taşıdığı sorumluluğu her zamankinden daha önemli hâle getiriyor. Bu koşullarda muhalefetin durumunu siyasi partilerin seçim performansı üzerinden değerlendirmek eksik kalır. Muhalefetin nasıl bir dil kurduğu, farklılıklarını nasıl yönettiği, baskı karşısında hangi ilkeler etrafında ortaklaşabildiği ve kendi kurumlarını ne ölçüde demokratik biçimde işletebildiği de ülkenin geleceğini doğrudan ilgilendiriyor.

Bu nedenle bugün muhalefet üzerine düşünürken kişilerden daha büyük bir soruyla karşı karşıyayız: Demokratik siyasetin ortak zemini nasıl korunacaktır?

Cumhuriyet Halk Partisi’nin 38. Olağan Kurultayı hakkında verilen mutlak butlan kararı bu açıdan Türkiye siyasetinde önemli bir kırılma yarattı. Ankara Bölge Adliye Mahkemesinin kurultayı hükümsüz sayan, mevcut yönetimi görevden uzaklaştıran ve önceki yönetimin görevi devralmasını öngören kararı temyiz incelemesi için Yargıtay’a gönderilmiş durumda. Dolayısıyla hukuki süreç henüz tamamlanmış değil; ancak kararın siyasal sonuçları bugünden ortaya çıkmış bulunuyor. Burada mesele, CHP’de genel başkanlığın kim tarafından yürütüleceği meselesinden ibaret değildir. Bir siyasi partinin delegelerinin iradesiyle oluşmuş yönetiminin hangi koşullarda yargı kararıyla geçersiz sayılabileceği, siyasi partilerin kurumsal özerkliğinin nasıl korunacağı ve hukuk ile siyaset arasındaki sınırın nerede çizileceği tartışılmaktadır. Bu nedenle bugün muhalefet üzerine düşünürken kişilerden daha büyük bir soruyla karşı karşıyayız: Demokratik siyasetin ortak zemini nasıl korunacaktır?

Muhalefet Etmek Ne Demektir?

Muhalefet etmek, iktidarın yaptıklarına itiraz etmekle sınırlı olmamalıdır. Muhalefet aynı zamanda topluma başka türlü bir yönetimin, başka türlü bir siyasal ilişkinin ve başka türlü bir ortak yaşamın mümkün olduğunu gösterebilme sorumluluğudur. İktidarın uygulamalarını eleştiren bir siyasal yapı, kendi içinde aynı dışlayıcı dili, aynı merkezileşmeyi veya aynı hesap vermeme alışkanlığını yeniden ürettiğinde demokratik inandırıcılığını zayıflatır. Hukukun üstünlüğünü savunurken kendi kurallarını kişilere göre uygulayamaz. Çoğulculuğu talep ederken farklı görüşleri tehdit olarak göremez. Liyakati savunurken kişisel yakınlığı ölçüt hâline getiremez.

Hannah Arendt’in siyaset düşüncesi bu noktada önemli bir zemin sunar. Arendt’e göre siyaset, farklı insanların aynı dünyayı paylaşabilme ve birlikte eyleyebilme kapasitesidir. Ortak dünya, herkesin aynı düşünmesiyle değil; farklılıkların birbirini yok etmeden görünür olabilmesiyle kurulur. Bu bakış açısından muhalefetin görevi, bütün ayrılıkları ortadan kaldırmak değildir. Ayrılıkların ortak yaşamı tahrip eden bir mücadeleye dönüşmesini engellemektir. Muhalefet içindeki her eyleyicinin kendisini haklı görmesi mümkündür. Ancak siyasal sorumluluk, kendi haklılığını savunmakla sınırlı değildir. Söylenen sözün, alınan kararın ve yapılan tercihin ortak demokratik alan üzerinde nasıl bir sonuç yaratacağını da hesaba katmayı gerektirir. Çünkü siyaset salt kimin kazandığıyla değil, birlikte yaşama imkânının korunup korunmadığıyla da ilgilidir.

İktidar Yalnızca Baskıyla Yönetmez

Antonio Gramsci’nin hegemonya kavramı, iktidarın sadece yasaklar, yaptırımlar ve devletin baskı araçlarıyla kurulmadığını gösterir. İktidar aynı zamanda toplumun neyi konuşacağını, hangi sorunları öncelikli göreceğini ve hangi seçenekleri mümkün kabul edeceğini belirleyerek güçlenir. Bir iktidarın siyasal üstünlüğü, karşısındaki bütün eyleyicileri doğrudan susturmasına bağlı değildir. Muhalefetin kendi enerjisini iç çatışmalarda tüketmesi, toplumun temel sorunlarından uzaklaşması ve ortak bir gelecek fikri oluşturamaması da iktidarın hareket alanını genişletir. Muhalefet sürekli olarak kendi içindeki görev, makam ve yönetim tartışmalarıyla meşgul olduğunda hayat pahalılığı, işsizlik, yoksulluk, emeklilerin geçim sıkıntısı, gençlerin gelecek kaygısı, kadınların ekonomik güvencesizliği, sanayinin yapısal sorunları ve kamusal hizmetlerin gerilemesi siyasal gündemin dışında kalabilir. Bu durumda iktidar hem izlediği politikalarla hem de gündemi belirleme kapasitesiyle güçlenir.

Gramsci’nin işaret ettiği hegemonik başarı tam da burada ortaya çıkar: Toplumun gerçek çelişkileri görünmez kılınırken, siyasal enerji, bu çelişkileri dönüştürmek yerine dar ve sonuçsuz çatışmalara yönelir. Bu nedenle muhalefetin kendi içindeki anlaşmazlıkları demokratik biçimde çözebilmesi örgütsel bir başarı olmasının ötesinde bir anlam taşır.  Bu anlam iktidarın kurduğu siyasal çerçevenin dışına çıkabilmenin koşulunu yaratmış olmaktır.

CHP’de Butlan Tartışmasının Kamusal Sonucu

CHP’nin içinde bulunduğu durum, kişisel kırgınlıklar veya liderlik mücadeleleri üzerinden açıklanamayacak kadar ciddi bir kurumsal boyut kazanmıştır. Mutlak butlan, hukuki bir işlemin başından itibaren geçersiz sayılması anlamına gelir. Bir siyasi parti kurultayına uygulandığında ise delegelerin iradesiyle oluşmuş yönetimin ve bu yönetimin sonraki bütün siyasal faaliyetlerinin meşruiyetinin tartışmaya açılmasını beraberinde getirir. Bu nedenle CHP hakkında yürüyen tartışmanın merkezine “Kim genel başkan olmalıdır?” sorusunu koymak eksik ve yanıltıcıdır. Asıl soru şudur: Bir siyasi partinin yönetimini parti üyeleri ve seçilmiş delegeler mi belirleyecektir, yoksa yargı kararları siyasal alanı yeniden düzenleyen bir araç hâline gelebilecek midir? Elbette kurultay sürecinde usulsüzlük, baskı, çıkar sağlama veya delege iradesinin etkilenmesi iddiaları varsa bunların araştırılması gerekir. Hiçbir siyasi parti, yönetici veya delege hukuk denetiminin dışında değildir. Demokratik siyaset, şeffaflık ve hesap verebilirlik olmadan sürdürülemez. Ancak belirli kişilere yöneltilen iddiaların araştırılması ile bir kurultayın bütün sonuçlarının baştan itibaren yok sayılması aynı şey değildir.

Savunulması gereken, siyasi partilerin kendi demokratik süreçleri içinde yönetilebilmesi ve hukuk denetiminin siyasal iradenin yerine geçmemesidir.

Hukuki sorumluluk somut fiiller, somut kanıtlar ve bu fiilleri gerçekleştiren kişiler üzerinden kurulmalıdır. Kişilere ait olduğu ileri sürülen eylemlerin bütün delegelerin iradesini ve bir siyasi partinin kurumsal yapısını geçersiz kılacak biçimde genişletilmesi, hukuk ile siyasal müdahale arasındaki sınırı belirsizleştirir. Burada savunulması gereken belirli bir kişi veya parti yönetimi değildir. Savunulması gereken, siyasi partilerin kendi demokratik süreçleri içinde yönetilebilmesi ve hukuk denetiminin siyasal iradenin yerine geçmemesidir. CHP’nin politikaları, yönetim anlayışı, aday belirleme yöntemleri, temsil yapısı ve parti içi demokrasisi elbette eleştirilebilir. Ancak bu eleştirilerin zemini üyeler, delegeler, kurultaylar, seçimler ve açık demokratik tartışma olmalıdır. Bir siyasi partinin içindeki sorunlar, o partinin iradesinin dışarıdan yeniden kurulmasını meşrulaştıran bir gerekçeye dönüştürülmemelidir. Çünkü bugün CHP’ye ilişkin ortaya çıkan müdahale biçimi, yarın başka bir siyasi partiye, sendikaya, derneğe, kooperatife ya da yasal olarak örgütlü bir yapıya yöneltilebilir. Mesele bu nedenle salt CHP’nin değil, seçimle yönetilen bütün demokratik kurumların meselesidir.

Mühendis Gözüyle: Güçlü Kişiler Değil, Dayanıklı Kurumlar

Türkiye siyasetinin temel sorunlarından biri, tartışmaların çoğu zaman kişiler ve liderler üzerinden yürütülmesidir. Oysa güçlü kişiler, güçlü kurumların yerini tutamaz. Bir yapının geleceği tek bir kişinin siyasi kaderine bağlandığında kurallar, denetim mekanizmaları ve ortak karar süreçleri geri plana itilir. Demokrasi ise kişilere duyulan koşulsuz bağlılığa değil, herkes için geçerli kurallara dayanır. Mühendislik açısından da güvenilir bir sistem tek bir güçlü parçaya dayanacak biçimde tasarlanmaz. Sistemin dayanıklılığı; bileşenlerin uyumuna, yükün dengeli dağılımına, denetim ve geri bildirim mekanizmalarının işlemesine bağlıdır. Bir unsurun zayıflaması salt ilgili parçayı değil, yapının bütününü etkiler. Siyasal kurumlar ve meslek örgütleri için de aynı ilke geçerlidir. Bir parti, sendika ya da meslek odası yöneticilerinden ibaret değildir; üyeleri, seçilmiş organları, kuralları ve kurumsal hafızasıyla bir bütündür. Bu nedenle savunulması gereken kişiler değil, demokratik usuller ve kurumların özerkliğidir. Seçim sonuçları desteklediğimiz kişiler kazandığında değil, her durumda korunmalıdır.

Meslek odalarının ülkenin siyasal sorunları hakkında söz söylemesi de mesleki alanın dışına çıkmak değildir. Enerji politikaları, kentleşme, sanayi, işçi sağlığı, afet güvenliği, çevre ve kamu yatırımları teknik olduğu kadar siyasal kararlardır. Mühendislik bir taraftan sistemlerin çalışmasını sağlamakla yükümlüyken diğer taraftan onun güvenli, denetlenebilir, sürdürülebilir ve kamu yararına uygun olmasını gözetmekle de yükümlüdür. Bu nedenle meslek odaları politiktir; ancak tarafı kişiler ya da dönemsel siyasal dengeler değil, bilim, emek, hukuk, barış, eşitlik ve kamu yararıdır. Bugün bir siyasi partinin seçimli organlarının özerkliğini savunmak, yarın sendikaların, meslek odalarının ve diğer demokratik kuruluşların seçimli yapılarını savunabilmenin de koşuludur. Çünkü demokratik örgütlenme hakkı bölünemez; bir kurumun özerkliğinin zedelenmesi, bütün demokratik yapının dayanıklılığını azaltır.

Demokratik Yapının Dayanımı Ortak Sorumluluktur

Türkiye’de demokratik muhalefetin önündeki sorumluluk, kendi içindeki yönetim ve meşruiyet tartışmalarına kapanmak değil; siyaseti hayat pahalılığı, gelir adaletsizliği, güvencesiz çalışma, gençlerin gelecek kaygısı, kadın yoksulluğu, liyakat kaybı, sanayinin yapısal sorunları ve kamusal denetimin zayıflaması gibi toplumun gerçek gündemiyle yeniden buluşturmaktır. Muhalefet içindeki bölünmeler ve yeni ayrışmalar, sadece parti içi dinamiklerin sonucu oluşmuş değildir. Uzun süredir biriken siyasal baskının, yargısal belirsizliklerin ve sürekli canlı tutulan meşruiyet tartışmalarının da etkisiyle derinleşebilmektedir. Bu tür gerilimler ortak hareket kapasitesini zayıflatırken, ortaya çıkan parçalanma iktidarın hareket alanını genişletir. Demokratik kurumların dış müdahalelerle biçimlendirilmesine karşı çıkmak ise eleştiriden vazgeçmeyi gerektirmez. Birlik, farklılıkları koruyarak hukuk devleti, demokratik meşruiyet, kurumsal özerklik ve kamu yararı çevresinde ortak sorumluluk geliştirebilmektir. Meslek odaları olarak biz de bu siyasal alanın dışında değiliz; çünkü mesleğimizin geleceği ülkenin demokratik geleceğinden ayrı düşünülemez. Tarafımız kişilerden önce bilim, emek, hukuk, barış, eşitlik ve kamu yararıdır.

Bugün gelinen noktadan sonra muhalefetin ihtiyacı, ortaya çıkan yeni siyasal ayrışmaları derinleştirmek ya da farklı sesleri dışlamak değildir. Eleştiriyi ve çoğulculuğu koruyarak ortak geleceğe ilişkin sorumluluğu yeniden kurmak ana hedefi olmalıdır. Aynı dışlayıcı yaklaşımın yeni yapılar arasında da sürdürülmesi, demokratik muhalefetin hareket alanını daha da daraltacak ve Türkiye’nin geleceğine zarar verecektir. Asıl ihtiyaç, farklılıkları yeni bir parçalanmanın gerekçesi değil; daha dayanıklı, kapsayıcı ve ortaklaşmaya açık bir demokratik yapının kaynağı hâline getirmektir.

TMMOB MMO İzmir Şube 33. Dönem Yönetim Kurulu

Tanıtımlar
Künye
432. Sayı
MAKİNA MÜHENDİSLERİ ODASI İZMİR ŞUBESİ ADINA SAHİBİ
Ziya Haktan Karadeniz
SORUMLU YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ
Necmi Varlık
BÜLTEN YAYIN KOMİSYONU SORUMLU YÖNETİM KURULU ÜYELERİ
Burcu Başpişirici
YAYINA HAZIRLAYAN
Orhan Bilikvar
YAYIN TARİHİ
5 Ağustos 2026
YÖNETİM YERİ
MMO Tepekule Kongre ve Sergi Merkezi Anadolu Cad. No: 40 K: M2 Bayraklı - İZMİR
Tel: (232) 462 33 33
Faks: (232) 486 20 60
www.mmo.org.tr/izmir
Yerel Süreli Yayın
MMO İzmir Şube yayın organı MMO üyelerine ücretsiz gönderilir.
Gönderilen yazıların yayınlanıp
yayınlanmamasına, TMMOB Makina
Mühendisleri Odası İzmir Şubesi
Yönetim Kurulu karar verir.
Yayımlanan yazılardaki sorumluluk
yazarlarına ilan ve reklamlardaki sorumluluk ilanı veren kişi veya kuruluşa aittir.
Bülten’e gönderilen çeviri yazıların kaynağı mutlaka belirtilir. Gönderilen yazılar, yazarlarına geri verilmez.
Bu web sitesi çerez kullanmaktadır
Sitemizin çalışması için gerekli olan çerezleri kullanıyoruz. Siteyi kullanmaya devam ederek bunları kabul etmiş olursunuz.
Bizi Takip Edin
MMO İZMİR
MMO
TMMOB