
431. Bülten’den
Suyun Isındığı Yerde Direniş Başlar Türkiye yine ağır, yorucu ve can acıtıcı bir gündemin içinden geçiyor. Bir yanda gözaltılar, ev baskınları, yasak kararları, seçilmiş belediye […]

Suyun Isındığı Yerde Direniş Başlar Türkiye yine ağır, yorucu ve can acıtıcı bir gündemin içinden geçiyor. Bir yanda gözaltılar, ev baskınları, yasak kararları, seçilmiş belediye […]

Muhtelif platformlarda mühendislik adaylarına ve görevli mühendislere verdiğim teknik eğitimlerde, başlamadan önce katılımcılara yönelttiğim “Mühendisin kelime anlamı nedir?” sorusuna aldığım doğru cevap sayısı %1’i geçmez. […]

Özet İnsan yerleşik hayata geçtiğinde yalnızca bir çatı kurmadı; sıcaklığı, nemi, temiz havayı ve dumanı yönetmesi gereken bir iç mekan oluşturdu. İklimlendirmenin tarihi, 1902’de Willis […]

Gerçeği bükmez; Görünür Kılar Barış Üzerine Feminist Notlar – 4 Yavaş Şiddet ve Feminist Barışın İmkânı Barış çoğu zaman büyük kırılmaların ardından konuşulur. Savaşın, çatışmanın, […]

5 Haziran Cuma günü İzmir’de bir hastane açılışında Rahmi Koç konuklara bir fıkra anlatır. Komik olacak fıkra ne hikmetse bir Kürt kadını konu alır. Doktor, Kürt kadının derdini dinler ve “Hanımefendi perdenin arkasına gidin, soyunun!” deyince Kürt kadın Rahmi Koç’un taklidini yaptığı şekliyle mağdur ve mazlum “Doktor bey, ilk sen soyun,” der. Rahmi Koç’un anlatısı üzerine kendisi ile birlikte çoğu yaşlı, bir grup kravatlı protokol, yüzünden düşürmediği gülümsemeyi kahkahaya dönüştürür.
Fıkranın öznesi seçilen Kürt (belli ki dilinden dolayı doktorunu tam anlayamayan ya da söylemek istediğini tam ifade edemeyen) kadın (anlatanca cinsiyetinin kabul görmüş zafiyetinden olsa gerek edilgen) öncesi sonrası olmayan bir öyküde hastalığı ile ilişkisiz erkek doktorun emrine amadedir.
Çok çeşitli eşitsizlik alanlarından; cinsiyet, etnik köken, otorite, sınıf bir arada beslenen mizah elbette bir takım sivil toplum kuruluşları ve partilerin dikkatini çekmiş ve Rahmi Koç için “Kürt kadınlara yönelik ırkçı ve cinsiyetçi ifadeler” kullandığı gerekçesi ile suç duyurusunda bulunulmuştur. Bu tip durumlarda alışıldığı üzere Rahmi Koç da konu ile ilgili özrünü dilemiştir.
Bir başka deyişle kadın yerine erkek, Kürt yerine Türk olsaydı alkış tutanlarına aynı şaka değerine sahip olabilecek miydi?
Kuşkusuz gafların ardından niyetin içtenliğinin açıklanması çoğu durumda yeterli bulunabilir. Peki bu gerçekleşeni de salt yaşlı bir erkeğin gafından ibaret görmek mümkün müdür? Yoksa sunduğu mizah (?) bizi, tarihi bir süreç içerisinde yapısal eşitsizlik sistemini üreten ırkçılığın, mikro ölçekte yeniden ve yeniden pratik edilmesi ile mi karșı karşıya bırakmaktadır? Üstelik toplumsal kabul gören güç odakları tarafından! Cevap bu soruda gizli olabilir, “Biz bu fıkrayla gerçekten hayrete düştük mü?” Bir başka deyişle kadın yerine erkek, Kürt yerine Türk olsaydı alkış tutanlarına aynı şaka değerine sahip olabilecek miydi?
Sosyal medya platformlarında duruma öfkeli kalabalık kadar fıkranın yanlış anlaşılmakta ısrar edilen bir gaf olduğunu savunan bir kesim de vardı. Bunun küçük bir gaf olduğundan yana taraf olanların yaptığı açıklamaya göre bu bir fıkra da değilmiş üstelik. Jinekolog Mahmut Ata’nın anısıymış ve bir kitapta basılı olarak yer almaktaymış. Aşağıda resimde verildiği gibi ekran görüntüsü olarak sosyal medyaya düşen ilgili sayfa, kitabının adı, yazarı vs gibi bilgileri içermediğinden kaynağına güvenmek zor. Ancak burada yer veriyor olmamın sebebi; kaynağının sağlamlık ölçütü veya anının geçerli mazeret oluşturabileceği fikrini irdelemekten ziyade bahane olarak sayfayı servis eden araştırmacının anı metninde hastanın Kürt olduğuna dair bir ifadenin yer almadığını gözden kaçırmış olmasıdır. Kitabın ilgili sayfasını kanıt olarak sunanların ekran görüntüsüne göre hastaya dair bildiklerimiz İstanbul’da, kara çarşaflı bir kadın olduğundan ibarettir. Rahmi Koç’un veya ona daha önce bu anıyı aktaranların bilinç dışı çağrışımları, ona/ onlara “olsa olsa bu kadın Kürt’tür” diye seslenmiş olacak ki o da alkış tutanları da bunu kolaylıkla sindirebildiler.
Bu fıkra, bilinç altımıza yerleştirilmiş gündelik ırkçılığı yeniden üreten söylemlerin sayısız örneğinden sadece bir tanesiydi, gözler önünde olanıydı.

Titizlikle belirtmek isterim ki fıkranın öznesine ne Türk ne de bir erkek yakışıyor. Ancak iki önceki paragraftaki soruma dönersem, ne yazık ki biz bu fıkraya olduğu şekliyle hayret etmedik. Bu fıkra, bilinç altımıza yerleştirilmiş gündelik ırkçılığı yeniden üreten söylemlerin sayısız örneğinden sadece bir tanesiydi, gözler önünde olanıydı. Gözler önüyle kısıtlı kalmayıp, yapısından ötürü olmasa da yapanından ötürü şaşırtan pek çok örneğini, gözlerden ırak gündelik hayatımızda serpiştirilmiş bir biçimde göğüslemeye devam ediyoruz. Kadınlar, Kürtler ve dezavantajlı bırakılmış pek çok grup olarak… Alkış tutup kahkaha atmasak da göğsümüzde yumuşatıp topu oyunda tutmaya devam ettiğimiz çok oluyor. Irkçılığı karşıtlığı ile yeniden türetmemek adına, o ince çizgiyi bulmakta zorlandığımızdan makul kalmaya devam ediyoruz. Hani şu bazılarının sağda solda kendinin aslında ne kadar da eşitlikçi olduğuna kanıt olarak sunduğu “Benim çok Kürt arkadaşım var” ın karın boşluğuna yumruk yemiş nesnesi oluyoruz.
Özür de eşitlik de sözde değil pratiğe dökmekle olur. Pratik de zaten sözün özüne yerleşir. Yerleştiğinde, özneleri sadece seçtikleri ve/veya kazandıkları özellikleri ile tanımlamak, tanımlayana da tanımlanana da yetecektir.
Sayın Koç, bizi maruz bıraktığınız bu durumda özrünüz, makul olma çizgisi etrafında buluştuğumuz dostlar, sizlerin de eşitlik görünüz kabul edilmedi! Uygulamada buluşmak dileğiyle…
[1] bianet (2026, 6 Haziran) Bir hastane açılışı ve itibar meselesi, https://bianet.org/yazi/bir-hastane-acilisi-ve-itibar-meselesi-320276
[2] onedio (2026, 8 Haziran) Rahmi Koç’un Anlattığı Fıkranın Gerçek Hikayesi Ortaya Çıktı, https://onedio.com/haber/rahmi-koc-un-anlattigi-fikranin-gercek-hikayesi-ortaya-cikti-1363793
