
431. Bülten’den
Suyun Isındığı Yerde Direniş Başlar Türkiye yine ağır, yorucu ve can acıtıcı bir gündemin içinden geçiyor. Bir yanda gözaltılar, ev baskınları, yasak kararları, seçilmiş belediye […]

Suyun Isındığı Yerde Direniş Başlar Türkiye yine ağır, yorucu ve can acıtıcı bir gündemin içinden geçiyor. Bir yanda gözaltılar, ev baskınları, yasak kararları, seçilmiş belediye […]

5 Haziran Cuma günü İzmir’de bir hastane açılışında Rahmi Koç konuklara bir fıkra anlatır. Komik olacak fıkra ne hikmetse bir Kürt kadını konu alır. Doktor, […]

Muhtelif platformlarda mühendislik adaylarına ve görevli mühendislere verdiğim teknik eğitimlerde, başlamadan önce katılımcılara yönelttiğim “Mühendisin kelime anlamı nedir?” sorusuna aldığım doğru cevap sayısı %1’i geçmez. […]

Özet İnsan yerleşik hayata geçtiğinde yalnızca bir çatı kurmadı; sıcaklığı, nemi, temiz havayı ve dumanı yönetmesi gereken bir iç mekan oluşturdu. İklimlendirmenin tarihi, 1902’de Willis […]
Bu ay dördü tarım, biri ticaret, biri inşaat ve biri metal işçisi olmak üzere 7 çocuk işçi hayatını kaybetti. Ölen çocuklar arasında uzun zamandır ‘mesleki eğitim değil çocuk işçilik’ diye mücadele ettiğimiz MESEM uygulaması kapsamında çalışan bir çocuk da bulunuyordu:

Mahir Buğra Karagön, 15 yaşında, MESEM Yiyecek İçecek Hizmetleri 10. sınıf öğrencisiydi. 1 Mayıs İşçi Bayramı’nda Hatay İskenderun’da stajyer olarak çalıştığı pastanede akşam sularında elektrik akımına kapılarak hayatını kaybetti. Olayı anlatan amcası “Elektrikçi geliyor, kontrol ediyor ve ‘kaçak yok’ diyor. Hatta ‘şarteli kapatmaya gerek yok’ diyor. İşyerinde buat kapağı (elektrik bağlantı kutusu kapağı) açıktı. Çocuğa altındaki metal dolabı montaj yapmak için kaldırttırıyorlar. O sırada açık kablolara temas ediyor. Dolap metal olduğu için elektriği çekiyor ve bırakmıyor. Yaklaşık 10-12 saniye akıma maruz kalıyor. Çocuğu kartonla çekiyorlar. Yerde yatıyor, nabzı gidiyor. Ambulansı bile işyeri sahibi aramıyor, yanındaki stajyer çocuk arıyor, her şeyle o ilgileniyor. İki üç hafta önce de bir kız öğrenciyi elektrik çarpıyor. Bu çocuk haftada bir gün okula gitmek zorunda ama okula göndermiyorlar. Sürekli çalıştırıyorlar. Babası işyeri sahibiyle konuşmaya gidiyor, devamsızlık arttığı için. İşyeri sahibi de ‘Madem çocuk okusun diyorsunuz, neden meslek okuluna verdiniz?’ diyerek tepki gösteriyor. Sabah 6-7 gibi işe gidiyor, akşam 8’de geliyor. Hafta tatili yok. Bu çocuk stajyer ama normal bir işçi gibi çalıştırılıyor.”
2008 krizi sonrası yoksullaştırma politikaları hızla devreye girdi. Alım gücü düştü ve ailenin her üyesi çalışmak zorunda kalmaya başladı. Kentsel yoksulluk yaygınlaşınca eğitim politikalarının da bu konudaki yönlendirmesiyle hızla ‘çocuk işçiliği kentleşti’. Pandemi süreci ile birlikte çocuklar kitlesel olarak örgün eğitimden açık liseye kaydını aldırdı. Özellikle MESEM’de gördüğümüz üzere bizzat devlet politikalarıyla kitleselleştirilen çocuk işçiliği ve tüm Anadolu kentlerinde yoğunlaşan OSB gerçekliği artık çocuk işçi ölümlerini kent merkezlerine ve çeperlerine taşıdı.
https://isigmeclisi.org/21671-cocuk-isciligine-ve-is-cinayetlerine-karsi-mucadeleye-mayis-ayind
