Gerçeği bükmez; Görünür Kılar

Barış Üzerine Feminist Notlar – 4

Yavaş Şiddet ve Feminist Barışın İmkânı

Barış çoğu zaman büyük kırılmaların ardından konuşulur. Savaşın, çatışmanın, açık şiddetin, yıkımın ve ölümün görünür hale geldiği anlarda. Oysa yaşamı çözen her şiddet gürültülü değildir. Bazı şiddet biçimleri patlamaz; sızar. Bir anda yıkmaz; zamana yayılır. Bedeni, toprağı, dili, hafızayı ve umudu ağır ağır aşındırır. Bu yüzden barışı silahların susmasıyla ölçmek, yaşamın sessizce eksildiği yerleri görmemek anlamına gelir.

Tam da bu nedenle yavaş şiddet zarar vermenin ötesine geçerek tahribatı görünmez kılar ve bir alışkanlık düzeni  üretir.

Rob Nixon’ın “yavaş şiddet” kavramı, tam da bu görünmez aşınmayı düşünmek için güçlü bir zemin sunar. Nixon’a göre şiddet her zaman ani, dramatik ve seyredilebilir değildir; kimi zaman yavaş ilerler, mekâna siner, kuşaklara yayılır ve olağan hayatın içine karışır. Zehirlenen su, solunamaz hava, kuruyan toprak, güvencesiz emek, ertelenen adalet, kalıcı yoksulluk, sürekli korku ve geleceksizlik duygusu bu şiddetin biçimleridir. Bunlar çoğu zaman felaket olarak değil, hayatın “normal” yükü olarak sunulur. Tam da bu nedenle yavaş şiddet zarar vermenin ötesine geçerek tahribatı görünmez kılar ve bir alışkanlık düzeni  üretir.

Feminist barış (1), barışı salt savaşın ya da açık çatışmanın sona ermesi olarak değil, yaşamı mümkün kılan ilişkilerin adil, eşitlikçi ve özgürleştirici biçimde yeniden kurulması olarak düşünür. Bu yaklaşım için barış, devletlerin masasında imzalanan bir mutabakatla sınırlı değildir; evin içinde, sokakta, işyerinde, mahkemede, doğayla kurulan ilişkide ve beden üzerindeki söz hakkı mücadelesinde sınanır. Kadınların yaşam hakkının güvence altına alınmadığı, bakım emeğinin görünmez kılındığı, yoksulluğun kadınlaştığı, doğanın talan edildiği, bazı hayatların daha az değerli sayıldığı bir düzende barış sadece eksik değil, aynı zamanda yanıltıcıdır. Feminist barış bu nedenle sessizleştirilenlerin sesini, değersizleştirilen hayatların yasını, görünmez emeğin politik anlamını ve kırılganlığın ortaklığını merkeze alır. Barışı bir “düzen” meselesi olmaktan çıkarıp adalet, bakım, özgürlük ve yaşamın eşit değeri üzerine kurulu etik-politik bir imkân olarak yeniden tanımlar. Bu anlamda barış, bir sessizlik hali değil; adaletin, bakımın, özgürlüğün ve yaşamın eşit değerinin kurucu ilke haline gelmesidir.

Yavaş şiddetin en tehlikeli yanı, kendini kader gibi göstermesidir. Kadınların yükü “fedakârlık”, yoksulluk “kaçınılmazlık”, ekolojik yıkım “kalkınma”, güvencesizlik “piyasa gerçeği”, korku ise “tedbir” adıyla meşrulaştırılır. Böylece politik tercihlerin sonucu olan eşitsizlikler, hayatın doğal akışıymış gibi kabul ettirilir. Şiddet, bedene yönelen bir saldırı olmaktan çıkar; düşünme biçimlerini, duyguları ve toplumsal tahayyülü de kuşatır.

Bir toplumda korku yaygınlaştığında salt bireysel kaygılar değil; korkuyu yönetim tekniğine dönüştüren politik dil de tartışılmalıdır.

Bu noktada feminist barışın imkânı, önce adlandırma cesaretinde belirir. Çünkü görünmez kılınan şiddet adlandırılmadıkça, barış da eksik bir kavram olarak kalır. Bir kadın öldürüldüğünde sadece fail değil; cezasızlığı mümkün kılan hukuk düzeni, erkekliği ayrıcalık olarak kuran kültür, ekonomik bağımlılığı derinleştiren politikalar ve aileyi kadınların özgürlüğü pahasına kutsallaştıran söylemler de sorgulanmalıdır. Bir orman yok edildiğinde yalnızca ağaçlar değil; yaşamı kaynağa, doğayı metaya, geleceği kâra indirgeyen zihniyet görünür kılınmalıdır. Bir toplumda korku yaygınlaştığında salt bireysel kaygılar değil; korkuyu yönetim tekniğine dönüştüren politik dil de tartışılmalıdır.

Feminist barış bu yüzden edilgen bir huzur arayışı değildir. Aksine, barışın nerelerde eksildiğini görme ve eksilmenin kaynağına müdahale etme iradesidir. Nerede bir hayat daha fazla susmaya, beklemeye, katlanmaya ve kaybetmeye zorlanıyorsa; nerede bakım tek taraflı bir yük, emek görünmez bir zorunluluk, beden denetlenebilir bir alan, doğa sınırsız bir kaynak, yoksulluk ise kişisel kader gibi sunuluyorsa; orada barış çoktan yaralanmıştır.

Hayatta kalmak, korkmadan, eksilmeden, değersizleştirilmeden, yas tutulabilir ve korunabilir bir hayat olarak tanınarak yaşayabilmektir.

Bugün belki de en büyük tehlike, büyük felaketlerden çok küçük alışmalardır. Kadın cinayetlerine, iş cinayetlerine, çocuk yoksulluğuna, gençlerin umutsuzluğuna, hukukun eğilip bükülmesine, doğanın yağmalanmasına, korkunun gündelik dile yerleşmesine alışmak… Alışmak, yavaş şiddetin en sessiz suç ortaklığıdır. Çünkü insan alıştığında, eksilen şeyin adını koyamaz hale gelir: Güven mi eksilmiştir, adalet mi, özgürlük mü, umut mu, birlikte yaşama iradesi mi? Feminist barış, tam da bu alışmayı reddeden bir politik duyarlılıktır. Barışın imkânı, görünmeyeni görmeye, olağan sayılanı sorgulamaya, sessizce aşınanı yeniden savunmaya başladığımız yerde doğar. Çünkü barış hem ölümün engellenmesi hem de yaşamın onurlu biçimde sürdürülebilmesidir. Hayatta kalmak, korkmadan, eksilmeden, değersizleştirilmeden, yas tutulabilir ve korunabilir bir hayat olarak tanınarak yaşayabilmektir.

Bu nedenle bugün sormamız gereken “Savaş nerede?” sorusundan ibaret değildir. Daha derin, daha rahatsız edici ve belki de daha dönüştürücü soru şudur: Barış nerelerde sessizce eksiliyor?

Bu soruya verilen her dürüst yanıt, feminist barışın imkânını da gösterir. Çünkü barış, gürültünün bitmesiyle değil; yaşamı sessizce kemiren şiddetin görünür kılınması ve durdurulmasıyla başlar.


  1. “Feminist barış” kavramı burada tek bir teorisyene ait kapalı bir kavram olarak değil; Jane Addams, Elise Boulding, Betty Reardon, Cynthia Enloe ve Catia C. Confortini gibi feminist barış düşünürlerinin militarizm, toplumsal cinsiyet, gündelik şiddet ve adalet tartışmalarından beslenen ortak bir kuramsal hat olarak kullanılmaktadır.
Tanıtımlar
Künye
431. Sayı
MAKİNA MÜHENDİSLERİ ODASI İZMİR ŞUBESİ ADINA SAHİBİ
Ziya Haktan Karadeniz
SORUMLU YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ
Necmi Varlık
BÜLTEN YAYIN KOMİSYONU SORUMLU YÖNETİM KURULU ÜYELERİ
Burcu Başpişirici
YAYINA HAZIRLAYAN
Orhan Bilikvar
YAYIN TARİHİ
6 Temmuz 2026
YÖNETİM YERİ
MMO Tepekule Kongre ve Sergi Merkezi Anadolu Cad. No: 40 K: M2 Bayraklı - İZMİR
Tel: (232) 462 33 33
Faks: (232) 486 20 60
www.mmo.org.tr/izmir
Yerel Süreli Yayın
MMO İzmir Şube yayın organı MMO üyelerine ücretsiz gönderilir.
Gönderilen yazıların yayınlanıp
yayınlanmamasına, TMMOB Makina
Mühendisleri Odası İzmir Şubesi
Yönetim Kurulu karar verir.
Yayımlanan yazılardaki sorumluluk
yazarlarına ilan ve reklamlardaki sorumluluk ilanı veren kişi veya kuruluşa aittir.
Bülten’e gönderilen çeviri yazıların kaynağı mutlaka belirtilir. Gönderilen yazılar, yazarlarına geri verilmez.
Bu web sitesi çerez kullanmaktadır
Sitemizin çalışması için gerekli olan çerezleri kullanıyoruz. Siteyi kullanmaya devam ederek bunları kabul etmiş olursunuz.
Bizi Takip Edin
MMO İZMİR
MMO
TMMOB