Tebhirhaneden Gasilhaneye: Eşrefpaşa’da Kamusal Sağlık Hafızasının İzleri

Görsel 1. Eşrefpaşa Tarihi Gasilhane yapılarının işlevsel dönüşümünü gösteren şema. Tarihsel veriler İzmir Büyükşehir Belediyesi açıklamasına dayanmaktadır.

İzmir’de tarihi yapıların geleceği üzerine yürüyen tartışmalar, çoğu zaman yalnızca mülkiyet, tahliye ya da kullanım hakkı başlıkları altında ele alınıyor. Oysa bir kültür varlığının değeri, sadece tapu kaydında ya da hukuki statüsünde değil; kentin belleğinde üstlendiği işlevlerde, toplumsal ihtiyaçlara verdiği cevapta ve farklı dönemler boyunca taşıdığı anlamlarda saklıdır. Tepecik’te, Eşrefpaşa Hastanesi yerleşkesiyle ilişkili eski gasilhane yapıları da bu nedenle yalnızca “eski bir hizmet binası” olarak görülemez. Burası, İzmir’in salgın hastalıklarla mücadelesinden ölüm ritüellerine, belediye sağlık hizmetlerinden afet hazırlığına kadar uzanan geniş bir kamusal hafıza alanıdır.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 23 Ocak 2026 tarihli açıklamasına göre Konak Tepecik Mahallesi’nde yer alan tarihi gasilhane binaları, 1900’lü yıllarda bulaşıcı hastalıklarla mücadele amacıyla tebhirhane olarak kullanılmış; daha sonra Mezarlıklar Dairesi Başkanlığı tarafından gasilhaneye dönüştürülerek kırk yıldan uzun süre İzmir’in en büyük gasilhanesi olarak hizmet vermiştir.[1] Bu bilgi, yapının yalnızca mimari bir kabuk olarak değil, kentin sağlık ve bakım tarihinin süreklilik taşıyan bir parçası olarak ele alınmasını zorunlu kılar.

Salgın Hastalıklar Çağında Bir İzmir Yapısı

İzmir, 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başında Akdeniz ticaret ağlarının önemli liman kentlerinden biriydi. Liman kentleri, ticari hareketliliğin yanı sıra hastalıkların dolaşımı açısından da hassas alanlardı. İnsanların, malların, giysilerin, posta çantalarının, gemilerin ve gündelik eşyaların dolaşımı; kolera, veba, frengi, difteri ve benzeri bulaşıcı hastalıkların kontrolünü modern kent yönetiminin temel sorunlarından biri haline getirmişti.

Eşrefpaşa Hastanesi’nin kendi tarihçesi de bu arka planı doğrular niteliktedir. Hastane tarihçesinde, İzmir’in ticaret ve liman kenti olması nedeniyle frenginin sık görülen hastalıklardan biri olduğu, bu nedenle Emraz-ı Zühreviye Hastanesi’nin yapımına 1906 yılında başlandığı, 1908’de hizmete açıldığı ve 1913’te Eşrefpaşa Hastanesi adını aldığı belirtilir.[2] Böylece Eşrefpaşa çevresi, yalnızca tedavi hizmetlerinin değil, bulaşıcı hastalıklarla mücadele eden modern sağlık anlayışının da mekânsal karşılıklarından biri haline gelir.

Mimarlık tarihi açısından bu yapılar, hastane gibi tedavi eden değil; hastalığın yayılmasını önlemeye çalışan ara mekânlardır.

Bu tarihsel bağlam içinde tebhirhane, yalnızca teknik bir dezenfeksiyon merkezi değildir. Tebhirhane, modern halk sağlığı anlayışının mekâna dönüşmüş halidir. Geç Osmanlı döneminde tebhirhaneler; eşya ve giysilerin, özellikle de bulaşıcı hastalıkla temas etmiş olabilecek nesnelerin, buhar ve dezenfeksiyon yöntemleriyle arındırıldığı koruyucu sağlık yapıları olarak ortaya çıkmıştır. Mimarlık tarihi açısından bu yapılar, hastane gibi tedavi eden değil; hastalığın yayılmasını önlemeye çalışan ara mekânlardır.

Dolayısıyla Eşrefpaşa’daki eski gasilhane yapılarının ilk işlevi olan tebhirhane, geç Osmanlı modernleşmesinin “koruyucu sağlık” başlığı altında okunmalıdır. Kirli ile temiz, hastalıklı ile sağlıklı, temas etmiş olan ile arındırılmış olan arasındaki ayrım burada mimari bir düzene kavuşur. Gündelik kıyafet, yatak takımı, ev eşyası ya da bedenle temas etmiş nesneler, bu mekânda kamusal sağlık politikasının konusu haline gelir.

Mimari Değer: Anıtsallıktan Çok İşlevsellik

Eşrefpaşa’daki tarihi gasilhane yapısını değerlendirirken, onu cami, han, hamam ya da konak gibi alışıldık anıtsal yapı tipleriyle karşılaştırmak yanıltıcı olur. Bu yapı grubunun değeri, gösterişli bir mimari temsil dilinden çok, işlevsel sadeliğinde ve kamusal hizmet yapısı olmasında aranmalıdır. Fotoğraflarda görülen taş örgü duvarlar, kırma çatı, kemerli açıklıklar ve yalın cephe düzeni, yapının endüstriyel-hijyenik bir hizmet mimarisi olarak kurgulandığını düşündürür.

Bu sadelik, yapının değersiz olduğu anlamına gelmez. Aksine, sanat tarihinin son yıllarda daha fazla önem verdiği endüstri mirası, sağlık mirası ve gündelik hayat yapıları açısından bu tür binalar son derece kıymetlidir. Çünkü bunlar, geçmişin yalnızca iktidar, inanç ya da zenginlik yapıları üzerinden değil; temizlik, bakım, korunma, ölüm ve belediye hizmetleri üzerinden de okunmasını sağlar.

Tebhirhane olarak inşa edilen ya da bu işlevle kullanılan bir yapının daha sonra gasilhaneye dönüşmesi de tesadüf değildir. Her iki işlev de beden, temizlik ve geçiş kavramlarıyla ilişkilidir. Tebhirhane hastalığın bulaşmasını önlemek için eşyayı ve mekânı arındırırken; gasilhane ölüm sonrasında bedenin dini ve toplumsal ritüele hazırlanmasını sağlar. Birinde hayatı korumaya yönelik hijyen, diğerinde ölüm karşısındaki son bakım vardır. Bu nedenle yapı, İzmir’in hem yaşamı savunma hem de ölümü kamusal bir sorumlulukla karşılama biçimini temsil eder.

Gasilhane: Ölümün Kamusal Hizmete Dönüştüğü Mekân

Gasilhaneler çoğu zaman mimarlık ve sanat tarihi yazımının dışında bırakılır. Bunun nedeni, ölümle ilişkili mekânların gündelik bakıştan uzak tutulması, hatta çoğu zaman kent belleğinde görünmez hale getirilmesidir. Oysa gasilhane, bir toplumun ölüm karşısındaki örgütlenme biçimini gösteren önemli bir mekândır. Burada beden, aileye ve topluma son kez teslim edilmeden önce bir ritüelden geçer. Bu ritüel hem dini hem hijyenik hem de kamusaldır.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin aktardığına göre Eşrefpaşa’daki yapılar, Mezarlıklar Dairesi Başkanlığı tarafından gasilhaneye dönüştürülmüş ve kırk yıldan uzun süre İzmir’in en büyük gasilhanesi olarak hizmet vermiştir. Yapı içinde iki morg bulunduğu, günümüzde ise olası afetlerde ihtiyaç duyulabilecek rezerv morg alanı olarak hazır tutulduğu belirtilmektedir.[1]

Bu bilgi, yapının kentin hafızasındaki ağırlığını anlamak açısından önemlidir. Kentler yalnızca meydanları, caddeleri, yönetim binaları ya da kültür merkezleriyle değil; doğum, hastalık, bakım ve ölüm gibi kırılgan eşiklerde işleyen kurumlarıyla da kurulur. Eşrefpaşa’daki gasilhane, İzmir’de çok sayıda insanın hayat döngüsünde sessizce yer almış bir yapıdır. Bu nedenle onun hafızası, bireysel yasların ve kamusal hizmetin kesiştiği bir hafızadır.

Eşrefpaşa Hastanesi ile Birlikte Okunan Bir Sağlık Yerleşkesi

Tarihi gasilhane yapılarının Eşrefpaşa Hastanesi ile birlikte düşünülmesi gerekir. Eşrefpaşa Hastanesi, 20. yüzyıl başından itibaren İzmir’in sağlık tarihinde süreklilik taşıyan kurumlardan biridir. 1950 yılında belediyeye devredilmesinden sonra da belediye eliyle sağlık hizmeti sunan bir kurum kimliği kazanmıştır.[2]

Ambulanslar ve Evde Bakım Birimi araçları tarafından kullanılması, yapının geçmişteki halk sağlığı işlevinin bütünüyle sona ermediğini, farklı biçimler altında sürdüğünü gösterir

Bu çerçevede gasilhane yapıları, hastane yerleşkesinin yalnızca eski bir parçası değil; belediye sağlık hizmetlerinin tarihsel sürekliliğini gösteren bir tamamlayıcıdır. Bugün binaların çevresindeki alanın ambulanslar ve Evde Bakım Birimi araçları tarafından kullanılması, yapının geçmişteki halk sağlığı işlevinin bütünüyle sona ermediğini, farklı biçimler altında sürdüğünü gösterir. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin açıklamasına göre alanda dört acil yardım ambulansı ve dört nakil ambulansı olmak üzere sekiz ambulansla 24 saat hizmet verildiği; Evde Bakım Birimi’nin de kent genelinde hizmet yürüttüğü belirtilmektedir.[1]

Bu durum, kültür varlığı tartışmalarında sıkça gözden kaçan bir noktayı hatırlatır: Bir yapının korunması yalnızca fiziksel kabuğunun ayakta tutulması değildir. Yapının tarihsel anlamıyla uyumlu bir kamusal işlev içinde yaşatılması da korumanın parçasıdır. Eşrefpaşa’daki eski gasilhane yapıları, sağlık hizmetleriyle ilişkisini bütünüyle koparmadan bugüne ulaşmış olması nedeniyle ayrıca değerlidir.

Mülkiyet Tartışmasının Ötesinde Bir Miras Meselesi

Son dönemde İzmir’de bazı tarihi yapıların Vakıflar Genel Müdürlüğü adına tescil edilmesi ve tahliye süreçleri, gasilhane yapısını da güncel tartışmaların içine taşımıştır. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin mart ayı meclis toplantısına ilişkin haberinde; Egemenlik Evi, Meslek Fabrikası ile gasilhane ve morg binalarının gündeme geldiği, belediye temsilcilerinin söz konusu tescil işlemlerinin belediyenin bilgisi ve rızası dışında gerçekleştiğini, gasilhane ve morg yapılarının vakıf yolu ile meydana gelmiş kültür varlığı niteliği taşımadığını savunduğu aktarılmaktadır.[3]

5737 sayılı Vakıflar Kanunu’nun 30. maddesi ise vakıf yoluyla meydana gelip çeşitli kamu kurumlarının mülkiyetine geçmiş vakıf kültür varlıklarının mazbut vakfına devrolunacağını düzenlemektedir. 2025 yılında yapılan değişiklikle maddenin kapsamı kamu tüzel kişileri ile bunlara ait müessese, iktisadi işletme ve bağlı ortaklıkları da içerecek biçimde genişletilmiştir.[4]

Asıl soru, bu yapının hangi tarihsel değerleri temsil ettiği ve geleceğe nasıl aktarılması gerektiğidir.

Bu noktada sanat tarihçi açısından temel mesele, yalnızca hukuki aidiyet tartışması değildir. Asıl soru, bu yapının hangi tarihsel değerleri temsil ettiği ve geleceğe nasıl aktarılması gerektiğidir. Eğer yapı tebhirhane olarak salgın hastalıklarla mücadeleyi, gasilhane olarak ölüm karşısında kamusal hizmeti, bugün ise ambulans, evde bakım ve afet hazırlığıyla yaşayan sağlık altyapısını temsil ediyorsa, onu yalnızca “taşınmaz” olarak görmek eksik kalır.

Tarihi yapıların korunması, çoğu zaman geçmişe duyulan romantik bir bağlılık gibi sunulur. Oysa burada söz konusu olan romantik bir geçmiş özlemi değildir. Eşrefpaşa’daki gasilhane, modernleşme tarihinin, belediye hizmetlerinin, sağlık politikalarının ve kent yoksullarına uzanan kamusal bakım ağının somut tanığıdır. Bu nedenle korunması gereken yalnızca duvarlar değil; o duvarların içinde ve çevresinde oluşmuş kamusal anlamdır.

Sonuç: Görünmeyen Bir Yapının Görünür Kıldığı Tarih

Eşrefpaşa’daki tarihi gasilhane yapısı, İzmir’in en bilinen anıtlarından biri olmayabilir. Kent kartpostallarında, turistik güzergâhlarda ya da popüler kültür anlatılarında kendisine geniş bir yer bulmamış olabilir. Ancak tam da bu nedenle önemlidir. Çünkü kent tarihinin büyük bir bölümü, gösterişli anıtlardan çok böyle sessiz hizmet yapılarında saklıdır.

Bu yapı, 1900’lü yılların başında bulaşıcı hastalıklarla mücadele eden bir tebhirhane olarak kentin sağlığını korumaya çalışmış; sonraki yıllarda gasilhane olarak ölüm ritüellerinin kamusal ve hijyenik bir düzende gerçekleşmesine hizmet etmiş; bugün ise afet hazırlığı, ambulans ve evde bakım hizmetleriyle sağlık altyapısının parçası olmayı sürdürmüştür. Bu süreklilik, yapıyı yalnızca geçmişin değil, bugünün de kültür varlığı haline getirir.

Bir kentin mirası, yalnızca görkemli olanı değil; zor zamanlarda hayatı sürdüren, ölümü karşılayan, hastalığı önlemeye çalışan, bakım emeğini örgütleyen yapıları da kapsar. Eşrefpaşa’daki tarihi gasilhane, İzmir’in tam da bu sessiz ama derin hafızasını taşır. Onu korumak, bir taş binayı korumaktan fazlasıdır; kamusal sağlık fikrini, yerel yönetim belleğini ve kentlilerin ortak yaşam hakkını geleceğe taşımaktır.


Kaynakça

[1] İzmir Büyükşehir Belediyesi, “Eski gasilhane binaları, İzmir’in sağlık tarihine ışık tutuyor”, 23 Ocak 2026, https://www.izmir.bel.tr/tr/Haberler/eski-gasilhane-binalari-izmir-in-saglik-tarihine-isik-tutuyor/57726/156, 31/05/2026 tarihli erişim.

[2] İzmir Büyükşehir Belediyesi Eşrefpaşa Hastanesi, “Tarihçe”, https://esrefpasahastanesi.izmir.bel.tr/tr/tarihce/3008/26, 31/05/2026 tarihli erişim.

[3] İzmir Büyükşehir Belediyesi, “Büyükşehir Meclisi’nden Vakıflar’a tahliye isyanı”, 9 Mart 2026, https://www.izmir.bel.tr/tr/Haberler/buyuksehir-meclisi-nden-vakiflar-a-tahliye-isyani/58109/156, 31/05/2026 tarihli erişim.

[4] 7565 Sayılı Vakıflar Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, Madde 11, Resmî Gazete, 05/12/2025; 5737 Sayılı Vakıflar Kanunu, Madde 30.

[5] ÜSTÜN DEMİRKAYA, F. ve YAVRU, M., (2021), “Osmanlı Dönemi Trabzon’unda Salgınlar ve Karantina Binaları (1838-1914)”, Megaron, Cilt 16, Sayı 4, s. 702-720.

[6] ZEYBEN KARAKUŞ, A. N. ve GÜMÜŞSOY, E., (2021), “19. Yüzyıl’da Osmanlı Devleti’nde Yaşanan Kolera Salgınlarının Mekteplere Etkileri”, Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, Cilt 14, Sayı 76.

Tanıtımlar
Künye
430. Sayı
MAKİNA MÜHENDİSLERİ ODASI İZMİR ŞUBESİ ADINA SAHİBİ
Ziya Haktan Karadeniz
SORUMLU YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ
Necmi Varlık
BÜLTEN YAYIN KOMİSYONU SORUMLU YÖNETİM KURULU ÜYELERİ
Burcu Başpişirici
YAYINA HAZIRLAYAN
Orhan Bi likvar
YAYIN TARİHİ
3 HAZİRAN 2026
YÖNETİM YERİ
MMO Tepekule Kongre ve Sergi Merkezi Anadolu Cad. No: 40 K: M2 Bayraklı - İZMİR
Tel: (232) 462 33 33
Faks: (232) 486 20 60
www.mmo.org.tr/izmir
Yerel Süreli Yayın
MMO İzmir Şube yayın organı MMO üyelerine ücretsiz gönderilir.
Gönderilen yazıların yayınlanıp
yayınlanmamasına, TMMOB Makina
Mühendisleri Odası İzmir Şubesi
Yönetim Kurulu karar verir.
Yayımlanan yazılardaki sorumluluk
yazarlarına ilan ve reklamlardaki sorumluluk ilanı veren kişi veya kuruluşa aittir.
Bülten’e gönderilen çeviri yazıların kaynağı mutlaka belirtilir. Gönderilen yazılar, yazarlarına geri verilmez.
Bu web sitesi çerez kullanmaktadır
Sitemizin çalışması için gerekli olan çerezleri kullanıyoruz. Siteyi kullanmaya devam ederek bunları kabul etmiş olursunuz.
Bizi Takip Edin
MMO İZMİR
MMO
TMMOB