
Aramıza Katılanlar
YİĞİTHAN TOSUN YASEMİN ILĞINER EGE MERT ÖKTEM SABİHA NUR AŞURGAN ZEYNEP SUDE İŞLEYEN MUSTAFA MERT ESİ SEÇKİN ERTÜRK GİRAY AYAZKÖYLÜ UMUT ŞAHİN OZAN CAN UZUN […]

YİĞİTHAN TOSUN YASEMİN ILĞINER EGE MERT ÖKTEM SABİHA NUR AŞURGAN ZEYNEP SUDE İŞLEYEN MUSTAFA MERT ESİ SEÇKİN ERTÜRK GİRAY AYAZKÖYLÜ UMUT ŞAHİN OZAN CAN UZUN […]

Merkez Yönetim, Yenilenme ve Ortak Akıl Üzerine 4–5 Nisan tarihlerinde gerçekleştirilen MMO Merkez Genel Kurulu, örgütümüz açısından yeni bir çalışma döneminin başlangıcı oldu. Genel kurul […]

Uluslararası Katılımlı Yangın Sempozyumu ve Sergisi, 17–18 Eylül 2026 tarihlerinde MMO Tepekule Kongre ve Sergi Merkezi’nde gerçekleştirilecektir. İzmir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanlığı ile TMMOB’a […]

Kaizen kelimesini duymayanımız kaldı mı? Japonca kelime anlamı “iyileştirme”. Aslında kelimenin Çince kökenlerinde de, Japoncasında da “sürekli” veya “felsefe” kelimesi yer almıyor. Ancak Japonlar yabancı […]
“Dünyanın bütün işçileri, birleşin!” çağrısı, bugün tarihsel bir genişlemeyi zorunlu kılıyor:
Dünyanın tüm işçileri ve işsizleri, birleşin!
Bugün bu çağrı, yalnızca teorik bir hatırlatma değil; somut bir toplumsal gerçekliğin ifadesidir. Paylaşılan güncel veriler, özellikle mühendisler arasında işsizlik oranlarının ciddi boyutlara ulaştığını ortaya koymaktadır. İstihdam edilen mühendislerin önemli bir bölümü ise taşeron sistemler, kısa süreli sözleşmeler ve proje bazlı güvencesiz çalışma biçimleri içinde var olmaya çalışmaktadır. Bugün birçok genç mühendis ya alanı dışında çalışmakta ya da uzun süreli işsizlikle karşı karşıya kalmaktadır. Bu tablo, yalnızca mesleki bir sorun değil; emeğin bütünlüklü güvencesizleştirilmesinin açık bir göstergesidir.

Çünkü kapitalizm, yalnızca emeği sömürmekle kalmıyor; aynı zamanda geniş yığınları sistematik biçimde işsizliğe, güvencesizliğe ve geleceksizliğe mahkûm ediyor. Bu durum tesadüfi değil; sistemin kendi işleyişinin bir sonucudur. Karl Marx’ın ifadesiyle, “Kapitalizm kendi mezar kazıcılarını yaratır.” Bu söz, büyüyen işsizler ordusunu, güvencesizleri ve prekaryayı da kapsayacak şekilde yeniden düşünülmelidir. Çünkü bugün mezar kazıcılar yalnızca üretim alanında değil; üretim dışına itilmiş yaşamların içinde de çoğalmaktadır.
Kapitalizmin bu genişleyen tahakküm biçimi, yalnızca ekonomik değil; aynı zamanda kültürel ve ideolojik bir hegemonya üretir. Antonio Gramsci’nin vurguladığı gibi, egemenlik yalnızca zorla değil, rıza üreterek sürdürülür. İşsizliğin bireysel bir başarısızlık gibi sunulması, güvencesizliğin “esneklik” adı altında meşrulaştırılması, bu hegemonik sürecin temel araçlarındandır. Böylece emekçiler yalnızca maddi olarak değil; düşünsel olarak da kuşatılır.
Bu kuşatmayı kırmak, ancak kolektif bir bilinç ve örgütlü bir mücadeleyle mümkündür. Çünkü hegemonya, karşı-hegemonya ile aşılır. İşçilerle işsizlerin, güvencelilerle güvencesizlerin ortaklaşması; yalnızca ekonomik bir talep değil, aynı zamanda politik bir zorunluluktur. Bu ortaklık, yerelden örgütlenen, katılımcı, çoğulcu ve toplumun doğrudan söz sahibi olduğu bir yaşam biçimini mümkün kılar.
Rosa Luxemburg’un “Ya sosyalizm ya barbarlık” uyarısı, bugün her zamankinden daha günceldir. Ekolojik yıkımın derinleştiği, savaşların ve eşitsizliklerin arttığı bir dünyada bu ikilem artık soyut bir tartışma değil; somut bir tarihsel eşiktir. Barbarlık yalnızca savaş alanlarında değil; işsizlik kuyruklarında, güvencesiz çalışma koşullarında ve büyüyen umutsuzlukta da kendini göstermektedir.
1 Mayıs’ın tarihsel ruhu, bu alternatifin mayasını taşımaktadır. Bu ruh aynı zamanda kurucu bir iradedir; yıkıcı olduğu kadar yapıcıdır. Çünkü gerçek özgürlük, yalnızca zincirlerin kırılması değil; yeni bir yaşamın kurulmasıdır.
Bugün açıkça görülmektedir: İşçi ile işsiz arasındaki ayrım, sistemin en etkili bölme araçlarından biridir. Oysa bu iki kesim, aynı sömürü ilişkilerinin farklı yüzleridir: Biri çalışarak yoksullaşır, diğeri çalışamadığı için yoksullaşır. Biri üretim içinde disipline edilir, diğeri üretim dışında tutularak bir korku aracına dönüştürülür. Bu döngüyü kırmanın tek yolu, ortak bir mücadele hattı örmektir.
TMMOB ve ona bağlı odalar, mühendis emeğinin değersizleştirilmesine, güvencesizleştirilmesine ve işsizliğin normalleştirilmesine karşı mücadelede kritik bir rol oynamaktadır. Meslek örgütlerimiz; yalnızca teknik alanın değil, aynı zamanda emeğin, kamusal yararın ve toplumsal adaletin savunucusu olmak zorundadır. Bu nedenle TMMOB çatısı altında yürütülen örgütlü mücadeleyi büyütmek, mühendislerin yalnızlaşmasına karşı dayanışmayı güçlendirmek ve işçi ile işsiz mühendisler arasında ortak bir mücadele hattı kurmak, bugünün en acil görevlerinden biridir.
