
428. Bülten’den
Isaiah Berlin’in İki Özgürlük Kavramı[1] metni, özgürlüğü tek bir ilke olmanın ötesine taşıyarak iki farklı sorunun yanıtı şeklinde kurar; negatif ve pozitif özgürlük. Berlin, salt […]

Isaiah Berlin’in İki Özgürlük Kavramı[1] metni, özgürlüğü tek bir ilke olmanın ötesine taşıyarak iki farklı sorunun yanıtı şeklinde kurar; negatif ve pozitif özgürlük. Berlin, salt […]

Avrupa Birliği (AB) ile Hindistan arasında Ocak 2026 yılında imzalanan serbest ticaret anlaşması 2007 yılında başlayan görüşmelere dayanmakta. 2013 yılında verilen aradan sonra 2022’de tekrar […]

Son yıllarda hızla büyüyen dijital platform ekonomisi, kent içi lojistik faaliyetlerini köklü biçimde dönüştürmüştür. Özellikle hızlı teslimat üzerine kurulu dijital platformlar, teknolojik altyapı ile kent […]

İzmir Büyükşehir Belediyesi ve belediyenin iştiraki olan İZSU tarafından; İzmir’e içme suyu ve atık su hizmetlerini, ekonomik, etkin, verimli, kaliteli, adil erişim imkanı ile sürdürülebilir […]


Dora Maar (Henriette Theodora Markovic) 22 Kasım 1907’de Fransa’nın Tours- Paris kentinde doğdu. Babası Hırvat bir mimardı, annesi ise butik sahibi bir Fransızdı. Babasının işleri nedeniyle bir dönem Arjantin’de yaşayan Maar İspanyolca ve Fransızcayı akıcı konuşurken İngilizce de öğrendi. Sanata olan tutkusu nedeniyle Paris’in en ilerici sanat okullarından olan École des Beaux-Arts‘da uygulamalı sanatlar ve resim eğitimi aldı. Fotoğrafçılık eğitimlerine Central Union of Decorative Arts, School of Photography’ de devam etti. Dönemin büyük sanatçılarının yetiştiği Academie Julian ve École de Photographie André Lhote’nin atölyelerinde de sanat eğitimleri aldı.
Yeteneği ve disiplinli çalışması ile ustalaşan Maar ihtiyacı olmamasına rağmen ticari fotoğrafçılığın güzel sanatlara göre mali olarak istikrarlı bir kariyer fırsatı olduğu düşüncesi ile bu alana yöneldi. Ailesinin ekonomik gücü sayesinde çalışmalarında maddi bir kaygı gütmeden deneysel çalışmalara büyük yer verdi.

Kariyerinin başlarında moda ve reklam sektöründe çalıştı. Bu dönem fotoğrafçı Brassai’i karanlık odasını paylaştı, moda fotoğrafçısı Harry Ossip Meerson’a asistanlık yaptı ve film seti tasarımcısı Pierre Kefee ile ortak stüdyo kurdu. Dergiler, reklam afişleri için çalışmalar yapıyor, nü modellerle çalışıyordu. Çekimler Kefee-Maar ortak yapımı olarak adlandırılsa da her kare sadece Dora Maar‘a aitti. Yaptığı ticari projelerde görsellere bolca Sürrealizm kattı. Örneğin bir reklamda, bir şişe saç yağı yan yatmış halde duruyor; ancak yağ yerine, uzun, dalgalı saç tutamları dökülüyordu. Sanatçı bu dönemi iş yaptığı gösterişli müşterileri ve kazancı nedeniyle “Dünyevi Dönem“ olarak adlandırmıştır.
Yukarıda yer alan deniz kabuğundan doğan bu el figürü çalışmasını sanat tarihçisi Julie L’Enfant, Botticelli’nin ünlü Venüs’ün Doğuşu tablosuna sürrealist bir gönderme olduğunu belirtmiştir. Dora Maar bu eserinde model olarak kendi elini kullanarak bir nevi gizli imzasını atmıştır.



Kısa sürede profesyonel ve kişisel çevresi genişledi. Aralarında Brassaï ve Emmanuel Sougez’in de bulunduğu birçok fotoğrafçı ile arkadaş oldu. 1933´te Dora Maar bir gazete için görevli olarak 1929 ekonomik krizinden kaynaklanan çöküşün etkilerini sokaklarda fotoğraflamak üzere İspanya‘nın kuzeydoğusunda Katalonya´da Costa Brava´ya gitti. Sonrasında Londra´ya giderek Londra ve doğu yakasında halkı sokaklarda fotoğrafladı. Ve yine Paris´ın çeperlerinde kırk bin insanın yaşadığı gelişmemiş bir bölge olan La Zone’da halkı ve buradaki yaşamı fotoğrafladı. Ekonomik kriz sonucunda sokaklarda yoksullukla mücadele eden, evsiz, işsiz insanları gözlemleyip kamerası ile onların görsel kaydını oluşturdu. Maar’ın sokak fotoğrafçılığı yaptığı dönemler, Fransa’da siyasi ve sosyal hayat karmaşık bir dönemden geçiyordu, Paris sokaklarında aşırı sağ ve sol görüşlülerin gösteri ve çatışmaları meydana gelmekteydi. Bu çektiği fotoğraflar yıllar sonra Tate Modern’de sergilenecekti.




Maar aşırı sağcıların ayaklanmasına tepki olarak sürrealist şair Andre Breton tarafından başlatılan manifestoyu ‘Apple a la Lutte-Mücadeleye Çağrı‘ imzalamıştır. Filozof ve sosyal eleştirmen Georges Bataille ile beraber yönettiği anti-faşist hareket Kontra saldırıda yer almıştır. Devrimci bir ruhla sol tiyatro topluluğu Groupe Octobre’nin prova ve performanslarını kaydetti. Bu çekimleri-kayıtları Haziran 1932 Paris Galerie Van den Berghe‘de Kefer-Dora Maar sergisinde sanatseverlerin beğenisine sunuldu. Bir izleyici bu sergi için ‘Görünen tekdüzeliğin altında, herhangi bir sır altında saklanan bir şehirde nasıl kaybolacağı bilinmeli’ şeklinde bir yorumda bulunmuştur. 1936’da New York MOMA‘da sürrealistlerle birlikte sergiye katıldı. ( arttv.com.tr / Nurdan Ateş)
Dora Maar’ın yenilikçi tavrına örnek olarak yüzlercesinden sadece biri olan “Yıllar Seni Bekler” eseri verilebilir. Yaşlanma karşıtı bir yüz kremi için yaptığı projede yeni teknikler denemiş iki filmi üst üste koyup tek bir film olarak basmıştır. Fotomontaj, sahneleme, kolaj tekniklerini kullandığı bu eseri Maar’ın yenilikçi yaklaşımının bir ürünüdür. Sanatçı cesur ve yenilikçi yaklaşımına Nü fotoğrafçılığını da eklemiştir. Dönem itibari ile tabu sayılan erotizm çalışmaları ile kamerasını cesurca kullanıp bir anlamda sınırları zorlamıştır.

Nihayet 1935 yılında Maar şehrin merkezinde kendi stüdyosunu açtı. Karanlık odada deneysel çalışmalar, basit malzemelerle kollajlar yaptı. Artık sürrealist çevreler içinde bir yer edinmişti ve bu dünyadan André Breton, Paul Éluard ve Georges Bataille gibi isimlerle ile güçlü bağları vardı. Birçok sürrealisti fotoğrafladı ve onlarla birlikte sergilere katıldı. Eserleri, sürrealizmin karakteristik özelliği olan absürt ve düşsel nitelikleri daha fazla yansıtmaya başladı. Rahatsız edici ve belirsiz, zıt görüntüleri yan yana getirmelerden oluşan karanlık fotomontajlar yaptı. Maar’ın bir armadillo fetüsünü gösteren, korkunç bir yakın çekim fotoğrafı olan Ubu’nun Portresi ( Portrait of Ubu-1936) sürrealist hareketin adeta bir sembolü oldu. Ubu’nun Portresi 1936‘da L’Exposition D’objets Surrealistes’de sergilenmiştir.

1935 yılı sonlarında Dora Maar, Jean Renoir’ın Monsieur Lange’ın Suçu filminin setinde çalıştığı sırada kariyerinin ve hayatının seyrini değiştirecek olan bir adamla yani Picasso ile karşılaşır. İkisini bir ilişkiye götürecek ikinci karşılaşmaları ve tanışmaları ise çokça sürrealist sanatçıların gittiği Cafe les Deux Magots’da olur. Dora elinde bir çakı ile biraz da Picasso’yu etkilemek için oturduğu masada sıra dışı bir performans yapmaktadır.
O gün kafede yakın bir masada oturan gazeteci Jean-Paul Crespelle, Maar’ı şöyle hatırlıyordu: “Ciddi yüzü, kalın kaşları yüzünden daha da soluk görünen açık mavi gözleriyle aydınlanmıştı; hassas, huzursuz bir yüz, üzerinde dönüşümlü olarak ışık ve gölge geçiyordu. Küçük, sivri uçlu bir çakıyı parmaklarının arasında masanın tahtasına saplıyordu. Bazen ıskalıyor ve siyah eldivenlerine işlenmiş güllerin arasında bir damla kan beliriyordu.” ( Artsy.com)
Bundan etkilenen ve Dora Maar’a tutulan Picasso ortak arkadaşları şair Paul Eluard’dan tanıştırmasını ister. Ve kısa sürede ikisinin yaklaşık on yıl sürecek olan birliktelikleri başladı. Picasso, Dora’nın İspanyolca konuşmasından da etkilenmiş, zekâsına ve işine olan bağlılığına hayran kalmıştır.
Picasso bu sırada balerin Olga Khokhlova ile evli ve genç sevgilisi Marie Therese Walter’dan bir kız çocuk sahibidir.

Dora o sırada kariyerinin zirvesinde bir sanatçı ve politik bilinci yüksek bir entelektüeldi. Fotoğrafçı kimliği, sürrealist çevrelerle olan bağı ve sert gerçekçilik duygusu, Picasso’nun o güne dek kurduğu estetik dünyayı kökten sarstı.
Ağlayan Kadın (The Weeping Women, 1937)
Günlerini resim yaparak, birbirlerine şiirler yazarak ve karanlık odada deneysel fotoğraflar çekerek geçiriyorlardı. Elbette İlişkilerinin her ikisinin de kariyerleri üzerinde derin bir etkisi oldu. Maar dönemin siyasi ve sosyal atmosferiyle ilgiliydi. Yazar Georges Bataille liderliğindeki anti-faşist bir grup olan Contre-Attaque‘nin aktif bir üyesi olan Maar, sanatsal pratiği ve politik amaçlarıyla bağlantılı olan sürrealizm akımına katılmıştı. Maar’nın politik tavrı Picasso’nun da düşünce yapısına etki etmişti. Maar onun politik farkındalığını keşfetmesini sağladı. İspanya İç Savaşı (1937) sonucunda yüzlerce sivilin öldüğü Guernica olayı, Picasso’nun en politik eserlerinden biri olan Guernica ’yı yaratmasına sebep oldu. 1937 yılında Picasso Guernica’yı resmederken Dora Maar Picasso’nun resmi fotoğrafçısı olarak 36 gün boyunca onu adım adım fotoğrafladı. Maar arkadaşı Eluard‘la birlikte apolitik Picasso‘nun hem İspanya İç Savaşı, hem de 2.Dünya Savaşı’nda anti-faşist bir tutum almasında etkili oldular. Dora politik açıdan yaptıkları yoğun tartışmalar ile Picasso’nun ustalık eseri Guernica‘nın yaratılmasında rol oynamakla kalmayıp bütün bir yaratım sürecini fotoğraflayarak belgelemişti. Picasso’nun biyografisini yazan John Richardson “Dora’nın uzmanlığı son derece faydalı olacaktı; modern bir sanat eserinin baştan sona yaratımının ilk fotoğrafik kaydını yapmayı başardı” diye yazmıştır.


Birliktelikleri sırasında Maar Picasso’ya fotoğrafçılık eğitimi verdi. Özellikle baskı tekniklerini birleştiren karmaşık bir yöntem olan klişe cam tekniğini öğretti.
1937’de Picasso’nun baskı ve zorlamalarıyla fotoğrafçılığı bırakıp resme dönen Maar’ın kariyeri büyük bir değişime uğradı. Picasso fotoğrafçılığı daha aşağı bir seviye olarak görüyor ve ‘ikinci sınıf sanat’ olarak adlandırıyordu. Ve kaçınılmaz olarak, sanat tarihinin böylesine dev bir isimle birlikte anılan Maar’ın sanatçı kimliği sis perdesinin ardında kalmaya mahkum olmuştu. Fotoğrafçılıkta usta olan Maar ‘ikinci sınıf bir ressam’ olmaya itilmişti. Sanatçı kimliğinin uğradığı tahribatın yanı sıra Picasso’nun narsistik manipülasyonları, Maar’ın ruh sağlığını da bozdu.
1940 lı yıllar Dora Maar için travmatik olaylarla dolu geçecekti. Savaş yılları, Picasso ile sürekli yaptıkları kavgalar, babasının Paris’ten ayrılıp Arjantin’e dönüşü, yakın arkadaşı Jacqueline Lamba‘nın sürgüne yollanması, annesinin ve yine yakın arkadaşı Nusch Eluard’ın ani ölümü Dora Maar’ı çok büyük bir bunalıma sürükledi. 1946 yılına geldiğimizde Picasso ile hiç görüşmez olup ilişkisi tamamen sona erdi. , Picasso 1943’ün sonlarında Françoise Gilot ile ilişki kurmaya başlamıştı. Françoise Gilot (Picasso ile ilişkileri sekiz yıl sürmüştü) 1964 yılında Picasso ile Yaşamak adında bir kitap yazdı. Gilot’un anlattıklarına ve şahit olduklarına göre Picasso birlikte olduğu tüm kadınlara baskıcı, bencil ve manipülatif davranıyordu. Onları hayatını kolaylaştıracak birer varlık olarak görüp çoğu zaman türlü şekillerde aşağılamıştır. Örneğin Gilot’a ‘Sen daha tam bir kadın değilsin, bunun için çocuk doğurman gerek, benliğini ancak çocuk doğurunca bulursun’ diyerek baskı yapmış. Yine Gilot’un kitapta anlattığına göre iki çocuk doğurduktan sonra Picasso’nun özellikle yapmasını istediği- ki buna bedensel bazı ev işleri de dâhil- işleri düzenli olarak yapmış ve iki çocuğunun da her türlü bakımını da üstlendiği için bedenen çok zayıf düşmüş ve sık hastalanır olmuş. Picasso’nun bir gün bu duruma verdiği tepkisel cevap ‘Giderek süpürge sapına benzedin, önceden böyle değildin. Ve ben süpürge saplarını sevmem, bilmeni isterim’…


Picasso ile ilişkisi sona erdikten bir süre sonra Maar bir sinir krizi geçirerek psikiyatri hastanesine yatırıldı. Burada üç hafta elektroşok tedavisi gördü. Ancak üç hafta sonra isteği üzerine arkadaşı Paul Eluard’ın yardımıyla özel bir psikanaliz kliniğine yerleştirildi ve burada Dr. Jacques Lacan iki yıl boyunca Maar’ın tedavisini denetledi. Klinikteki iki yıldan sonra Roma Katolik Kilisesine katıldı, mistisizme yöneldi ve resim yapıp ve fotoğraf çekmeye devam etse de, inzivaya çekildi. Yaratmayı hiç bırakmayan Maar, İçindeki tüm acıyı Seine kıyılarında melankolik griler, kahveler ile resmettiği natürmortlarla ifade etti. Çalışmalarına devam ettiği halde yaklaşık 25 süresince sergi açmayı reddetti. Bu çalışmalarının hepsi vefatından sonra gün yüzüne çıktı.
1980’lerde Maar fotoğrafçılığa dönüş yaptı. Bu kez sokaktaki hayatı fotoğraflamak ilgisini çekmiyordu. Bunun yerine karanlık odada zaman geçiriyor ve burada farklı neler yaratabileceği konusunda çalışıyordu. Yüzlerce fotogram (kamerasız fotoğraf) denemeleri yaptı.

Dora Maar’ın yaşamı 16 Temmuz 1997’de 89 yaşında sona erdi. Vefatından sonra Paris ve Ménerbes’teki evlerinde kendisinin ve Picasso’nun eserleri de dâhil olmak üzere, eşyaları açık artırmayla satıldı. 2006 yılında Ménerbes’teki evi (Dora Maar Evi), Houston Güzel Sanatlar Müzesi tarafından yazarlar, akademisyenler ve sanatçılar için bir inziva yerine dönüştürüldü.
Sanat çevreleri ve hatta tüm Dünya ne yazık ki Dora‘nın ölümünden sonra, açılan sergiler sayesinde onun ne kadar başarılı bir fotoğrafçı ve ressam olduğunu keşfetti. ve 2017’de Basel’deki Laleh June Galerie’de A Century of Portraits başlıklı bir grup sergisi ve 2019’da Paris’teki Centre Pompidou‘da bir sergisi daha düzenlendi. Ve yine 2020’den beri Londra’daki Tate Modern Müzesi‘nde resim ve fotoğraf çalışmaları sergileniyor. Dora Maar ardında çağını aşmış çalışmalar, sürrealist kolajlar, şiirsel fotoğraflar ve manzara resimleriyle dolu büyük miktarda eser bıraktı.

2019 Kasımında Londra Tate Modern küratörlüğünden birini Emma Lewis’in yaptığı Dora Maar’ın 300’ü aşkın eseri ile kapsamlı bir Dora Maar sergisine ev sahipliği yaptı. Lewis’in Dora Maar hakkında sergiden önce verdiği röportajda söyledikleri sanatçıyı daha yakından tanımamız için ışık tutuyor :
Lewis, Maar’ın çalışmalarındaki “kasvetli çekiciliğe” hayran kaldığını söylüyor, ancak eserlerinde “şakacı bir unsur” olduğunu da kaydediyor – “gerçek bir nüktedanlık.”
Lewis, 1930’ların haftalık ve aylık dergilerin altın çağı olduğunu söylüyor: “Dora’ya para kazanma ve bize de yaptığı işte ne kadar yetenekli olduğunu gösterme imkanı verdi.
“Çoğunlukla belgesel fotoğrafları basılı yayımlarda değil, sergilerde yer aldı. Ancak sol görüşlüydü ve Dünya Ekonomik Bunalımı sırasında yoksulların zor durumuyla ilgili belgesel niteliğindeki çalışmaları onun için önemliydi ve radikal Devrimci Yazar ve Sanatçılar Derneği ile bağlantıları vardı.”
“İspanyolca konuşuyordu, bu da 1930’ların sarsıcı olaylarıyla ilgili gerçek sohbetler yapabildikleri anlamına geliyor. Güzeldi ama bence Picasso saçtığı kıvılcıma vurulmuştu.” (bbc.com sanat)
Profesör Mary Ann Caws, 2000 yılında Maar’ın “Dora Maar: With or Without Picasso” adıyla biyografisini yayınladı. Bu kitaptan alıntılanan bazı cümleler:
“Fransa’daki erken dönem çalışmalarının çoğu moda fotoğraflarından oluşuyor, ancak başkalarının çekmediği türde fotoğraflardan… En iyi fotoğrafları çok etkileyici.”
“Karşıtlık yaratma amacıyla bir araya getirdikleri genellikle özgün, ışığı ve karanlığı kullanış biçimi de öyle. Dora Maar’ın yaptıklarından bir örnek görür görmez, ona ait diğer eserleri de ayırt etmeye başlıyorsunuz – fotoğraflar size konuşuyor. Fotoğraflarındaki oranlar garip gelebilir, ancak çalışmaları her zaman bir şeyler anlatıyor ve etkiliyor.”
“Bazı fotoğrafları gölgeli olabilir ve kötü bir his bırakabilir ancak diğerleri fark edilir biçimde komik olabilir. Moda fotoğrafları Dora Maar’ın sadece bir yönünü oluşturuyor. Barcelona’ya gitti ve çaresizlik içerisindeki açlık çeken insanların fotoğraflarını çekti. Bu çalışmalarının çoğu görmezden gelindi, çünkü insanlar onu Picasso ile tanışıklığıyla değerlendirdi.” (bbc.com sanat)

Evet, gerçekten son derece üretken olan sanatçının çalışmalarının çoğu görmezden gelindi çünkü insanlar onu yazık ki sadece Picasso ile olan tanışıklığı ile değerlendirdi. Tarih yine kadından yana sessiz kaldı ve anlatmaya sayfaların yetmediği kadını “Ağlayan Kadın”a sığdırmaya çalıştı.
Umarım yukarılarda bir yerlerden bize gülümsüyorsundur Dora çünkü bizler senin “Ağlayan Kadına” hapsedilemeyeceğini biliyoruz. Bundan öte bir ressam, şair, fotoğrafçı, sıra dışı üretken bir sanatçı olduğun gerçekliği ile senin çok daha fazlasını hak ettiğin takdirlerin, övgülerin, başarılarınla hatırlıyoruz ve gözyaşlarını siliyoruz…
