
427. Bülten’den
Şubemizde Yeni Dönem: Güçlü, Kapsayıcı, Etkin İzmir Şube genel kurul ve seçim süreci huzurlu ve demokratik bir atmosfer içinde tamamlanmıştır. Yeni döneme, üyelerimizin iradesinden aldığımız […]

Şubemizde Yeni Dönem: Güçlü, Kapsayıcı, Etkin İzmir Şube genel kurul ve seçim süreci huzurlu ve demokratik bir atmosfer içinde tamamlanmıştır. Yeni döneme, üyelerimizin iradesinden aldığımız […]

Bölüm 3 5.2. Sensör ve Aktüatör Arızaları Sensörler ve aktüatörler, mekatronik sistemlerin temel bileşenleridir. Bu bileşenlerde karşılaşılan başlıca arızalar şunlardır: Sensör Arızaları: Sensörlerin yanlış veri […]

Siyahın Renkleri Sumi-e Sergisi Tür: Sergi Tarih/Saat: 27 Şubat 2026 10:00 <-> 29 Mart 2026 17:00 Etkinlik Merkezi: Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi (AASSM) Adres: […]

Yaklaşık 40.000 yıl önce yaşayan avcı-toplayıcılar, yazı i̇cat edilmeden çok önce i̇şaretlerden oluşan bir sistem geliştirmiş. Avrupa’daki avcı-toplayıcıların 43.000 yıl önce Paleolitik aletler ve figürinler […]

Normal kavramı en az sorgulanan ama en etkili iktidar araçlarından biridir. Çünkü normal kendini yasa olarak değil, doğallık olarak sunar. Herkes böyle yapıyor cümlesi, çoğu zaman en güçlü disiplin mekanizmasıdır. Çoğunluğun tercihi gibi görünür, alışkanlık kisvesi altında dolaşıma girer ve zamanla sorgulanamaz hâle gelir. Oysa normal olan, çoğu zaman en iyi örgütlenmiş olan, en çok tekrar edilendir.
Normal nedir? Ve daha önemlisi, kime hizmet eder? sorusunun gerçek yanıtı çoğu kez verilecek yanıtların örtüsü altına gizlidir. Analog dünyada norm öncelikle beden üzerinden çalışır. Kadınlık ve erkeklik, biyolojik gerçeklikler olarak değil, toplumsal olarak öğretilmiş, kuşaktan kuşağa aktarılmış roller bütünü olarak kurulur. Hangi bedenin makbul olduğu, hangi arzuların meşru sayıldığı, hangi yaşam biçimlerinin saygın kabul edildiği aile, eğitim, din, hukuk ve kültürel anlatılar aracılığıyla belirlenir.
Norm bedene kazınır. Uymayan bedenler ayıplanır, dışlanır, düzeltilmeye ya da tedavi edilmeye çalışılır. Normdan sapma bireysel bir eksiklik gibi sunulur; oysa sorun çoğu zaman normun kendisindedir. Judith Butler’ın işaret ettiği gibi toplumsal cinsiyet sabit bir kimlik değil, tekrar edilen pratikler yoluyla kurulan performatif bir süreçtir. Kadınlık ya da erkeklik doğuştan gelen özler değildir. Gündelik hayatta yinelenen jestler, roller ve beklentiler aracılığıyla üretilir. Norm, bu tekrarlar sayesinde “doğal” görünür. Beden normu üretir, norm da bedeni yeniden biçimlendirir. Ancak dijitalleşmeyle birlikte normun çalışma biçimi dönüşür. Artık norm salt ailede, okulda ya da kamusal alanda karşılaşılan bir disiplin değildir.
Dijital dünyada norm, algoritmaların içine gömülüdür. İktidar artık bedene doğrudan temas etmek zorunda değildir. Ölçer, sınıflandırır, sıralar ve önerir. Kim olduğumuzdan çok, nasıl ölçüldüğümüz önem kazanır. Davranışlarımız, tercihlerimiz, beğenilerimiz veriye dönüşür. Algoritmalar tarafsız değildir. Geçmiş verilerle çalışırlar ve bu geçmiş toplumsal eşitsizliklerle, cinsiyetçi kalıplarla ve dışlayıcı normlarla yüklüdür. Çoğunluk algoritmik olarak “normal” kabul edilir; azınlık ise istisna ya da anomali olarak kodlanır. Böylece dijital norm, analog dünyanın önyargılarını geleceğe taşır.
Sosyal medya platformlarında kadınlık ve erkeklik artık görünürlük ve beğeni ekonomisi üzerinden ölçülür. Filtreler bedenleri normalize eder. Algoritmalar hangi bedenlerin, hangi ifadelerin, hangi arzuların daha çok dolaşıma gireceğine karar verir. Daha genç, daha ince, daha feminen ya da daha maskülen bedenler ödüllendirilirken; normun dışında kalanlar görünmezleşir. Analog dünyada norm yasak ve ceza üzerinden işlerdi. Dijital dünyada ise optimizasyon mantığıyla çalışır. Artık “yapma” denmez; bunun yerine “bunu yapanlar daha çok görünür” mesajı verilir. Ceza doğrudan yasak değil, görünmezliktir. Bedenin yerini veri alır. Öznenin değeri ölçülebilirliğe indirgenir.
Bugün norm salt toplumsal cinsiyet rollerini değil, arzu biçimlerini de düzenler. Kimin arzusu dolaşıma girebilir? Hangi beden estetik olarak ödüllendirilir? Hangi ifade aşırı, hangisi uygun sayılır? Algoritmik normal, çeşitliliği dışlamaz gibi görünür; ama onu sıralar, derecelendirir ve optimize eder. Bu, açık yasaktan daha incelikli bir iktidar biçimidir.
Ve temel soru yeniden belirir:
Normal artık kim tarafından yazılıyor? Toplum tarafından mı, yoksa kod satırları tarafından mı?
Normal artık hem toplumun tarihsel kalıplarından hem de bu kalıpları veri olarak işleyip çoğaltan algoritmalardan besleniyor; yani kod, toplumsal olanı silmiyor, onu hızlandırıyor ve katılaştırıyor. Algoritmik sistemler toplumsal normları üretmez ancak onları veri temelli sınıflandırma ve tekrar mekanizmaları aracılığıyla yoğunlaştırır. Böylece norm yeniden üretilerek istatistiksel çoğunluk üzerinden yapısal olarak pekiştirilir. Dijital ortam, normun dolaşım hızını artırırken aynı zamanda esnekliğini azaltır.
Direniş Mümkün mü?
Evet. Ancak direniş artık salt normu reddetmekle değil, normun üretim mekanizmasını görünür kılmakla mümkündür. Algoritmik okuryazarlık bu nedenle politik bir eylemdir. Feminist, queer ve çoğul temsillerin dijital alanda çoğalması, normu bozacak verilerin bilinçli olarak üretilmesi ve görünmezliğin bazen stratejik bir tercih hâline getirilmesi bu mücadelenin parçalarıdır. Analog dünyada bedenler normalleştirildi. Dijital dünyada veriler normalleştiriliyor.
Asıl soru şudur: Biz bu normalin pasif taşıyıcıları mıyız, yoksa onu dönüştüren öznelere mi dönüşüyoruz?
Çünkü normal hiçbir zaman masum değildir. Ve ancak sorgulandığında gücünü kaybetmeye başlar.
