425. Bülten’den

Baskının Normalleştiği Yerde Yaşamı Yeniden İnşa Etmek

2025 yılı, Türkiye’de salt ekonomik göstergelerin değil, siyasal sınırların da zorlandığı bir yıl oldu. Yoksulluk artık bir risk olmaktan çıktı ve süreklilik kazanan bir yaşam biçimi hâline getirildi. Çalışanlar için hayat, ay sonunu getirme çabasına, emekliler için hayatta kalma mücadelesine, gençler içinse ülkeyi terk etme planlarına indirgenmiş durumda. Bu yoksullaşma tesadüf değil. Bilinçli tercihlerin, merkeziyetçi ve denetimsiz bir iktidar anlayışının sonucudur. 2025 boyunca muhalefet belediyelerine yönelik art arda gelen operasyonlar, seçilmiş yerel yöneticilerin gözaltına alınması ve tutuklanması, siyasal iktidarın artık rakiplerini değil, seçmenin iradesini hedef aldığını açıkça gösterdi. Belediyelere yönelen bu baskı dalgası, hukukun evrensel ilkeleriyle değil, siyasal sadakat ölçütleriyle işleyen bir rejimin yerleştiğini ilan etti.

Burada mesele tek tek belediye başkanları değildir. Mesele, yerel demokrasinin, kamusal kaynakların halk yararına kullanımının ve hesap verebilir yönetim anlayışının sistematik biçimde tasfiye edilmesidir. Bu siyasal baskı ortamı, ekonomik krizle birleştiğinde ortaya çıkan tablo şudur: Yoksullaştırılan ama itiraz etmesi istenmeyen bir toplum. Ancak tam da bu noktada sormamız gereken temel soru şudur: Bu düzen sürdürülebilir mi? Yanıt açık: Hayır.

Bugün Türkiye’de yaşanan kriz, bir ekonomik daralmadan ibaret değildir. Bu, siyasal, toplumsal ve etik bir sürdürülemezlik krizidir. Sürdürülebilirlik; salt enerji dönüşümü, atık yönetimi ya da bireysel tasarruf çağrılarıyla sağlanamaz. Sürdürülebilir bir yaşam, öncelikle adalet üretir. Hukuk üretir. Güven üretir. Baskı rejimleri sürdürülebilir değildir. Çünkü korku, üretken değildir. Siyasal sadakat üzerinden kurulan ekonomik ayrıcalıklar, verimli değildir. Merkeziyetçilik, dayanıklı değildir. 2025 bize bir kez daha şunu gösterdi: Demokrasiden kopmuş bir yönetim anlayışı ne ekonomik refah yaratabilir ne de toplumsal barışı koruyabilir.

İnsanca Yaşam Neyi İfade Ediyor?

İnsanca yaşam, soyut bir ideal ya da sadece ekonomik göstergelerle ölçülebilecek bir refah tanımı değildir. İnsanca yaşam; bireylerin hayatta kalmakla yetinmediği, yaşamlarını öngörebildiği, geleceğini planlayabildiği ve haklarını kullanabildiği bir toplumsal düzeni ifade eder. Bugün Türkiye’de tam da bu öngörülebilirlik duygusu aşınmış durumdadır. Yarın ne olacağını bilmemek, emeğin karşılığını alamamak, bir gecede değişen kurallarla yaşamını yeniden düzenlemek zorunda kalmak, sürdürülemezliğin en somut göstergelerindendir.

İnsanca yaşam, barınmanın bir yatırım aracına dönüşmediği, gıdaya erişimin bir lüks olmadığı, sağlık ve eğitimin piyasaya terk edilmediği bir düzen gerektirir. Aynı zamanda yurttaşların düşüncelerini ifade ettikleri için bedel ödemediği, örgütlenmenin suç sayılmadığı, itirazın bastırılmadığı bir kamusal alan varsayar. Bu koşullar ortadan kalktığında, yaşam hem maddi olarak hem de etik ve duygusal olarak daralır.

Sürdürülebilirlik tam da bu noktada çevresel bir teknik mesele olmaktan çıkar, siyasal ve toplumsal bir ilke hâline gelir. Çünkü insanca yaşamın olmadığı yerde ne doğa korunabilir ne emek değer bulabilir ne de toplumsal barış kalıcı olabilir. Baskı altında sürdürülen bir düzen, kısa vadede ayakta duruyor gibi görünse de uzun vadede toplumu yorar, kurumları çürütür ve geleceği tüketir. Bu nedenle sürdürülebilir bir yaşam talebi, salt daha temiz bir çevre ya da daha verimli bir ekonomi talebi değildir. Bu talep, aynı zamanda hukukun, demokrasinin ve toplumsal eşitliğin yeniden inşasını içerir. İnsanca yaşam, ancak bu bütünlük içinde mümkün olabilir.

Umudu Nerede Aramalıyız?

Umut, yukarıdan gelecek bir iyileşme vaadinde değil; aşağıdan kurulan dönüşüm pratiklerinde filizlenir. Örneğin yerel dayanışma ağlarında ve müşterekler etrafında yeniden örülen kamusal yaşamda. Gerçek bir dönüşüm için ise, bu pratiklerin yalnızca iyi niyetli çabalar olarak kalmaması; kamusal politikalarla desteklenen, kurumsal ve kalıcı yapılar hâline gelmesi gerekir.

Bu noktada yerel yönetimlerin yetkilerinin sistematik biçimde gasp edilmesi yerine güçlendirilmesi hayati önemdedir. Dayanıklı toplumlar, merkezi iradeye bağımlı değil; yerel ihtiyaçları tanıyan, kamusal hizmetleri yerinden ve katılımcı biçimde üretebilen güçlü yereller üzerinden kurulur. Yerel demokrasinin zayıflatıldığı bir düzende ne kamusal kaynaklar etkin kullanılabilir ne de toplum kendi yaşam alanları üzerinde söz sahibi olabilir. Aynı şekilde sosyal politikaların yardım ya da lütuf anlayışından çıkarılarak hak temelli bir çerçevede yeniden tanımlanması gerekmektedir. Yoksulluğu geçici desteklerle yöneten değil, yapısal nedenlerini ortadan kaldırmayı hedefleyen sosyal politikalar olmadan toplumsal refah kalıcı hâle gelemez. Sosyal desteklerin siyasal sadakate göre değil, yurttaşlık hakkı temelinde düzenlenmesi hem toplumsal adaletin hem de sürdürülebilirliğin ön koşuludur.

Kadın emeğinin sistematik biçimde görünmez kılındığı bir toplumsal ve ekonomik yapıda ise ne ekonomik toparlanma kalıcı olabilir ne de toplumsal yeniden üretim sürdürülebilir biçimde sağlanabilir. Bakım emeğinin kamusal bir sorumluluk alanı olarak tanınmadığı ve kurumsal politikalarla desteklenmediği koşullarda, sürdürülebilirlik söylemi analitik ve pratik karşılığını yitiren bir retorik düzeyinde kalmaya mahkûmdur. Kadınların emeği, salt ekonomik değil, toplumsal yaşamın sürekliliğini sağlayan asli bir unsurdur. Benzer biçimde gençlerin geleceğini yurtdışına bağlayan mevcut düzene karşı, kamusal istihdamı güçlendiren, bilimsel ve eleştirel eğitimi esas alan, özgür düşünceyi teşvik eden politikaların hayata geçirilmesi artık ertelenemez bir zorunluluktur. Gençlerin üretim süreçlerine dâhil olabildiği, geleceğini kendi ülkesinde kurabildiği bir toplumsal yapı olmadan ne sürdürülebilir kalkınma ne de toplumsal süreklilik mümkündür.

Umut, her şey düzelecek demek değildir ancak düzelmesi için neyin değişmesi gerektiğini açıkça söyleme cesaretidir. 2025 yılı boyunca baskının, yoksulluğun ve hukuksuzluğun bu denli normalleştirilmeye çalışıldığı bir ülkede, hâlâ yan yana gelebilenlerin varlığı başlı başına bir direniş biçimidir. Sendikalar, kadın örgütleri, meslek odaları, yerel inisiyatifler ve gençlik hareketleri; tüm engellemelere rağmen yaşamı savunmaya devam ediyor. Sürdürülebilir bir gelecek, bu direngen damarlar üzerinden kurulacaktır.

Yeni yıla girerken yapılması gereken şey, umutsuzluğu yinelemek değil; gerçeği saklamadan, korkuya teslim olmadan, dönüşümü mümkün kılacak ortak bir toplumsal iradeyi büyütmektir. 2025’in bilançosu ağır. Ama bu ülkenin hâlâ vazgeçmeyenleri var. Ve tarih bize şunu defalarca gösterdi:
Baskı kalıcı değildir. Dayanışma ise, doğru yerden kurulduğunda, geleceği taşır.

Yeni yılda, yaşadıklarımızı geride bırakmayı değil; onlardan öğrendiklerimizle yol almayı seçiyoruz. Olan biteni unutmuyoruz, gerçeği bilerek insanca yaşamda ısrar ediyoruz. Bu ülkenin geleceği; talanın yönetim anlayışı, yoksulluğun kader, eşitsizliğin normal, baskının kaçınılmaz kabul edilmediği bir yaşamı birlikte savunabilme cesaretinde saklıdır.

2026 yılının, emeğin değersizleştirilmediği, kadınların özne olduğu, gençlerin hayallerini başka ülkelere emanet etmek zorunda kalmadığı bir hayatın kapısını aralamasını dilerken; insanca yaşamın bir ayrıcalık değil, herkes için güvence olduğu, dayanışmanın korkunun önüne geçtiği, adaletin yeniden sözünü tutabildiği bir toplumsal düzen umuduyla yeni yılınızı kutluyoruz.

Vazgeçmeyenlerle, yan yana durmayı seçenlerle, yaşamı savunmaktan geri adım atmayanlarla birlikte yürümeye devam edeceğiz.

Çünkü biliyoruz: Gelecek, umudu ve yaşamı birlikte kuranların olacaktır.

MMO İzmir Şube 32. Dönem Yönetim Kurulu

Tanıtımlar
Künye
MAKİNA MÜHENDİSLERİ ODASI İZMİR ŞUBESİ ADINA SAHİBİ
Ziya Haktan Karadeniz
SORUMLU YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ
Evrim Aksoy
BÜLTEN YAYIN KOMİSYONU SORUMLU YÖNETİM KURULU ÜYELERİ
Burcu Başpişirici
YAYINA HAZIRLAYAN
Orhan Bilikvar
YAYIN TARİHİ
1 OCAK 2026
YÖNETİM YERİ
MMO Tepekule Kongre ve Sergi Merkezi Anadolu Cad. No: 40 K: M2 Bayraklı - İZMİR
Tel: (232) 462 33 33
Faks: (232) 486 20 60
www.mmo.org.tr/izmir
Yerel Süreli Yayın
MMO İzmir Şube yayın organı MMO üyelerine ücretsiz gönderilir.
Gönderilen yazıların yayınlanıp
yayınlanmamasına, TMMOB Makina
Mühendisleri Odası İzmir Şubesi
Yönetim Kurulu karar verir.
Yayımlanan yazılardaki sorumluluk
yazarlarına ilan ve reklamlardaki sorumluluk ilanı veren kişi veya kuruluşa aittir.
Bülten’e gönderilen çeviri yazıların kaynağı mutlaka belirtilir. Gönderilen yazılar, yazarlarına geri verilmez.
Bu web sitesi çerez kullanmaktadır
Sitemizin çalışması için gerekli olan çerezleri kullanıyoruz. Siteyi kullanmaya devam ederek bunları kabul etmiş olursunuz.
Bizi Takip Edin
MMO İZMİR
MMO
TMMOB