Doktor Özge Seren’in ilk görev yeri, bin nüfuslu Güzelyaban İlçesi devlet hastanesiydi.  Oldukça bakımsız olan bu küçük hastanenin bodrum katında, kan tahlilleri için bir laboratuvar, röntgen odası, bir küçük mutfak ve morg vardı. Gelen laborantlar kısa sürede bu ilçeden daha güzel bir yere tayin olmak için her türlü yolu denediklerinden yılın sadece bir iki ayı personel bulunuyordu. Röntgen işi için ise çoğu gün röntgen teknisyeni olduğu halde, röntgen cihazı arıza yapıyordu. Son bir aydır Doktor Özge’nin şansına hastanede tüm personel ve cihazlar çalışır haldeydi.

Zemin kat başhekimlik ve acil servis katıydı. Üst kat ise ameliyathane ile yatan hasta odalarına ayrılmıştı. Ameliyathane ve yatak vardı ama hastanede uzman doktor olmadığından ameliyat yapılamıyordu. Doktor Özge üniversite sınavında tıp kazanıp okumaya başladığı yıl, uzman doktorların çoğu devletten istifa edip daha iyi koşullar sağlayan özel hastanelere gitmeye ya da yurt dışında alanlarına uygun işler bulup ülkeyi terk etmeye başlamışlardı. Güzelyaban Devlet Hastanesinde doktor kadrosunda sadece Can, Emre ve Özge kalmıştı. Onlarda dönüşümlü olarak acil servis doktorluğu yapıyorlardı. İçlerinde en kıdemlisi olan Can iki yıldır bu hastanedeydi ve aynı zamanda hastanenin de başhekimiydi. Doktorların yardımcı kadrolarında altı tane hemşire vardı. Bunlara ilave olarak, taşeron firmanın günü gününü tutmayan sayılarda çalıştırdığı temizlik ve güvenlik personeli de hastanede görev yapıyordu.

Doktor Özge bu gece saat 12 ye kadar 80 civarı hastaya bakmıştı. Gelen hastaların pek çoğu tansiyonu, şekeri yükselen yaşlılar ile soğuk algınlığı nedeniyle ateşlenmiş çocuklardı. Bu tip hastaları artık servise girdikleri anda bir bakışta tanıyordu. Daha muayene bile etmeden teşhis koyabilecekken, yeni doktor olmanın verdiği bir mesleki heves ile her hastayı olabildiğince çok muayene ediyordu. Hastalarda kendilerine bu kadar iyi davranan bu genç kadına sempati duyuyor, teşekkürlerle, dualarla hastaneden ayrılıyorlardı.

Serviste yarım saattir gelen giden hasta olmayınca, Özge biraz dinlenmek için servisin doktor odasına girdi. Çantasından evden getirdiği temiz havluyu çıkardı, kılıfının rengi dönmüş yastığın üstüne yaydı. Odanın ışığını kapatmadan, ayakkabıları ayağında, eski kanepeye uzanıp, başını havluya koydu. Ayaklarını koltuğun ahşap kolundan dışarıya doğru uzattı. Koltuğun tahtası ayak bileklerini biraz rahatsız etmişti. Ailesinin fotoğraf albümümde, babasıyla annesinin evlendiği 80 li yıllarda çektirdikleri fotoğraflarda, uzandığı bu koltuğun benzeri vardı. Fotoğraflarda bu kadar rahatsız bir koltuk gibi görünmüyordu aslında. Bu koltuk benden büyüktür, ayağımı büyüğe karşı uzatmış oldum saygısızlık oldu diyerek geçirdi içinden, gülümsedi. Işık açık halde gözlerini kapatıp, Sığacık kumsalında güneşlendiğini hayal etmeye çalıştı. Bu şekilde uykuya dalabilirse rüyasında da kendini ege sularında yüzerken bulabilirdi.

Doktor Özge odasında dinlenirken, acil servis önünde bej rengi, boyaları yer yer soyulmuş, çürük çarık bir hacı murat araba durdu. İriyarı kirli sakallı şoförü acele etmeden, arabadan inip sol arka kapıyı açtı ve kafasını arabadan içeri doğru uzatıp, arka koltukta bitkin halde yan yatmış olan genç kadına seslendi,

– Kız Zelha Kız haydi kalk geldik diyerek kadını tutup sarstı

Kadın bir gayretle sol kolunu kullanmadan sağ elinin yardımıyla arka koltukta doğruldu. Sağ eliyle başörtüsünü morarmış olan sol gözünün üzerine getirmeye çalıştı. Üst dudağının solunda da bir yara vardı, yaranın kanaması durmuş görünüyordu. Genç kadın yavaş hareketlerle arabadan indi, sağ eliyle koyu yeşil renkteki yeleğinin düğmelerini ilikledi, sol kolunu dirseğinden büküp göğüs hizasında gövdesine dayayarak kolunu destekleyip adamın ardı sıra binaya doğru yürümeye başladı.

Giriş kapısının önünde güvenlik görevlisi Ekber vardı. Kadınla adamı görünce yana çekilip içeri girmeleri için yol verdi. Adam önden, kadın iki adım arkadan sol taraftaki hasta müracaat masasına geldiler. Kayıt memuru Naci gözlerini önündeki bilgisayardan ayırmadan sordu

-Hasta kim?

-Aha bu işte Zelha diye yanıtladı iri yarı şoför

-Geçmiş olsun bacı, kimliğini ver hele

-Kimliği yoktur onun

-Nasıl kayıt yapacağım adını falan? Kimliği nerede?

-Karı kısmına kimlik ne lazım? Saklamışım kimliğini onun. Sen bana sor ben derim ne söylemek lazım gelirse

-Kimin olur bu kadın senin?

-Avradımdır

– Evlilik cüzdanınız da mı yok?

– Yoktur.

-Tamam tamam anlaşıldı. Sigortanız da yoktur kesin.

– Yoktur

Kadın lafa girdi mahcup bir tavırla

-Ağabey benim yeşil kart var anam almıştı eskiden hükümetten. O olur mu?

– Olur olur ver bakalım

Kadın arkasını dönüp, koynundan yeşil kartını çıkarıp, memurun yüzüne bakmadan başını öne eğerek memura uzatacak oldu. O sırada şoför, kadının elinden kartı sertçe çekip aldı, ardından memura kendi uzattı.

Memur kaydını tamamlayıp, yazıcıdan çıkarttığı hasta protokol kâğıdını şoförün eline tutuşturup,

– İlerde, soldaki ilk kapıdan girin, doktor orada bakar hastaya dedi.

Şoför önde, kadın yine iki adım kadar arkada koridordan yürürlerken, kayıt memuru Naci yarı fısıltıyla güvenlikçi Ekber e

– Kim bilir kaçıncı karısı bu kadın bu ayının? Kadının yaşı pek ufak. Yeşil kartında yazan doğruysa 15 yaşında ancak var.

Acil servisin içine girince kadın kapının yanında durdu, şoför nöbetçi hemşirenin oturduğu bankonun önüne gelip,

-Doktor yok mu? Hastamız var. dedi

– Hasta siz misiniz?

– Hayır Zelha, işte bak orada duran kadın diyerek kadını işaret parmağıyla gösterdi

– Geçmiş olsun nesi var?

-Düştü yaralandı.

– Tamam sen kızı şu soldaki boş yatağın oraya götür, bekleyin orada ben doktor hanımı çağırayım.

-Doktor kadın mı?

– Evet kadın. Ne oldu bir şey mi var?

– Yok  bir şey deyip içinden “la havle ve la kuvvete” diye mırıldandı şoför. Sonra kadını çeke çeke boş yatağın olduğu yere götürdü.

Doktor Özge, Sığacık Akkum Plajında yüzüyordu düşünde. Kapının tık tık vurulmasıyla, bu güzel düşten derhal sıyrılıp uyandı.

– Gir diye seslendi

Kapıyı biraz aralayıp kafasını uzatan hemşire

– Hocam bir hasta geldi.

– Tamam geliyorum hemen, deyip kanepeden kalktı. Yüzüne lavaboda biraz su çarpıp iyice ayıldıktan sonra servise geçti.

Kadının perişan halini gördüğünde Doktor Özge’nin içi cız etti. Muayene edebilmek için yatağın üç tarafındaki perdeleri çekti ve şoförü perdenin dışına çıkarmaya yeltendi. Bunun üzerine şoför,

-Ben burada duracağım diyerek oradan ayrılmayı reddetti.

– Kadının üstünü soymam gerekebilir, siz dışarda durmalısınız diye sert bir tavırla cevapladı Doktor Özge

– O benim karım ben bakabilirim, çıkmıyorum işte

– Evlilik cüzdanın var mı bu kadın daha çok küçük? Nereden belli kocası olduğun?

Onlar bu tartışmayı sürdürürlerken nöbetçi hemşire elinde birkaç sayfa çıktıyla gelip, Doktor Özge’nin kulağına bir şeyler fısıldadı, getirdiği kâğıtları eline tutuşturup, bankoya geri dönüp telefonla bir yeri aradı.

Doktor Özge elindeki kâğıtlarda ne olduğunu göstermemeye özen göstererek şoföre dönüp,

– Bu kadını tedavi etmemi istiyorsan iki dakika dışarda dur. Yoksa güvenlik görevlilerine haber vereceğim zorla çıkaracaklar sizi buradan.

– Ulan karı milletini doktor yapıp başımıza bela ettiler diye bağırdı şoför

O sırada kadın titrek bir sesle araya girdi,

– Beş dakika dur sen ne olursun. Ben seni çağırırım gerek olursa diyerek, şoföre yalvaran gözlerle baktı

– Ne haliniz varsa görün deyip, servis kapısının ön tarafına gitti sinirli adımlarla şoför.

Perdeleri çeken Doktor Özge kadının üstündeki giysileri çıkartmasına yardım etmeye başladı.  Kadın sol kolunu kullanmakta çok zorlanıyordu, en küçük bir hareketinde acıdan yüzünü ekşitiyordu. Üst kısmındaki giysiler çıkıp kadın iç çamaşırıyla kaldığında Doktor Özge’nin gözleri fal taşı gibi açıldı. Kadının bütün vücudu çürük içindeydi, sırtı yer yer iyileşmiş küçük yuvarlak yanık izleriyle doluydu.

– Nasıl oldu bu yaralar?

Kadın gözleri yere bakar halde zayıf bir sesle

– Düştüm dedi

– Nerden düştün?

– Ayağım kaydı abla, kapının eşiğindeydim düşünce kapıya çarptım

– Sırtındaki izler de mi kapıya çarpınca oldu? Diye sorunca Doktor Özge kadın verecek bir cevap bulamamanın sıkıntısıyla suskun kalmayı tercih etti.

– Az önce hemşire senin eski hastane kayıtlarını getirdi bana. Sen daha önce de bu hastaneye acile gelmişsin. Kafana dikiş atılmış. Yine yüzünde morluklar varmış. O zaman da mı ayağın kaydı kapıya vurdun başını?

– Abla kurbanın olayım daha deme bir şey. Kocamdır o benim. Bazen kızıyor işte.

– Yani?

– Kızınca hırsını benden çıkarıyor. Bütün kadınlar ara sıra dayak yer beylerinden abla.

– Bu adam senin kocansa neden bilgisayar kayıtlarında bekâr yazıyor?

– İmam nikâhlıyız abla.

– Neden hükümet nikâhı kıymadınız?

– Nasıl kıyalım abla. Zaten Hacer Ablamla nikâhlı kocam.

– Hacer Abla kim?

– Kocamın ilk eşi. Ondan sonra Gülnur ablam var sonra ben varım abla.

– Senin düzenli olarak dövüyor bu adam üstelik başkasıyla evli. Ya bir gün döverken öldürürse? Bak kolun kırılmış, röntgen çekilmeden bile anlayabiliyorum.

– Ne yapalım abla kader.

– Sen bu adamdan kurtulmak ister misin? İstersen yardım ederim ben sana.

– Aman abla öldürür ikimiz de.

– Korkma Hiçbir şey yapamaz. Sen istersen eğer hem bu adamdan kurtarırız seni hem de devlet seni koruma altına alır, iş güç sahibi yapar.

İçeride bu konuşmalar olurken şoför sabırsızlıkla muayenenin bitmesini bekliyordu. Bu kadar dövdüğüne pişman olmuştu doğrusu. Hiç değilse kadının kolunu çat diye ses gelene kadar bükmeseydim, hastaneye gelmeye gerek kalmazdı. Bir sürü de gaz yaktı araba, boşa masraf diye düşündü.

Doktor Özge perdelerin arasından çıkıp hemşireye,

– Kadını röntgen çekmeye götürelim. Sol kol kırık görünüyor. Emniyeti aradınız mı?

– Aradık hocam az sonra polis gelir.

Polis sözünü duyan şoför birden ortaya atılıp,

-Ne polisi? Polis nereden çıktı diye bağırmaya başladı

Doktor Özge son derece soğukkanlı bir tavırla,

– Kadın şiddet görmüş, adli vaka bu. Polise bilgi vermeye mecburuz.

– Düştüm kapıya vurdum demedi mi sana?

– Dedi ama inanmadım ben. Sırtında sigara söndürülmüş kadının besbelli.

Buna verecek cevabı olmayan şoför ceketinin arka tarafında kemerine sakladığı tabancayı çekip namlusu tavana bakacak biçimde kolunu yukarı kaldırıp tehdit etmeye başladı

– Hepinizi gebertirim, vaz geçtik istemiyoruz tedavi. Geri durun. Zelha gel kız gidiyoruz.

– Bir yere gidemezsiniz. Polis gelinceye kadar bekleyeceksiniz diye yanıtladı Doktor Özge

Hemşire çok korkmuştu bankonun arkasına sinip titreyen bir sesle

-Hocam bırakın gitsinler, sizi vurmasın sakın

– Hayır, bir yere gidemezler, korkmuyorum ben bu adamdan diye itiraz etti Doktor Özge

Bu lafın üzerine iyice deliye dönen şoför elindeki silahı Doktor Özge’nin kafasına dayadı, diğer eliyle de saçından çekerek doktor dinlenme odasına doğru götürmeye başladı, bir taraftan da söyleniyordu

-Demek korkmuyorsun ha. Bakalım kurşunu yiyince de korkmayacak mısın?

Doktor Özge hiç zorluk çıkarmadan odaya kadar yürüdü. Odaya girdikten sonra şoför kapıyı kapattı. Ekber ile Naci de çıkan gürültüyü duyunca koşup servise gelmişlerdi. Hemşire ve Zeliha’yla birlikle dört kişi yürekleri ağızlarında odandan gelen seslere kulak kabartmışlardı. Odadan önce şoförün bağırması arkasından bir el silah sesi duyuldu. Hemşire ile Zeliha panik halinde çığlık çığlığa bağırıyorlardı. Sonrasında sanki içerdeki mobilyalar, masa sandalye devriliyormuş gibi bir ses silsilesi art arda geldi. Seslerin kesilmesi otuz saniye kadar sürdü.

Bu sessizliğe servisteki herkes ortak olmuştu. İçeride ne olup bittiğini merak ediyorlardı. Endişe, korku, bütün duyguları karışmış halde gözlerini kapıya dikmişlerdi. Kapının kolu aşağı doğru kımıldadığında, kaçmaya hazır vaziyetteydiler.

Kapı yavaşça açıldı, Doktor Özge yüzünde hafif bir gülümsemeyle odadan çıktı. Önlüğünün sağını solunu biraz düzeltip,

– Hemşire Hanım içerdeki adamı röntgene götürelim, tahminen iki elinin tüm parmakları ile çenesi kırık olmalı. Polis gelince de şikâyetçi olacağım tabi ki. Görev başındaki doktora tehdit, hakaret, saldırı, silah çekme. Sonra Zeliha ya dönerek

– Ayrıca Zeliha da şikâyetçi olacak. Küçük yaşta kızı alıkoyma, şiddet, ırza geçme suçundan. Değil mi Zeliha?

Zeliha gözlerinde ışıltıyla, kafasını sallayarak onayladı Doktor Özge’yi. Olan biteni hayretle izleyen Naci dayanamadı sordu,

-Özge Hocam içeride ne oldu? Bu adam silahlıydı nasıl oldu da size bir şey olmadı, bu adam böyle dayak yedi?

Doktor Özge gülerek cevapladı,

– Ben tekvando da dört defa Türkiye, iki defa da Avrupa şampiyonuyum Naci. Toplamda altı tane altın madalyam var. Tıp okumaya karar verdiğim lise yıllarında başlamıştım bu spora. Böyle durumlarla karşılaşma ihtimaline karşı biraz tedbir almak istemiştim.

Tanıtımlar
Künye
MAKİNA MÜHENDİSLERİ ODASI İZMİR ŞUBESİ ADINA SAHİBİ
Ziya Haktan Karadeniz
SORUMLU YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ
Evrim Aksoy
BÜLTEN YAYIN KOMİSYONU SORUMLU YÖNETİM KURULU ÜYELERİ
Burcu Başpişirici
YAYINA HAZIRLAYAN
Orhan Bilikvar
YAYIN TARİHİ
1 ARALIK 2025
YÖNETİM YERİ
MMO Tepekule Kongre ve Sergi Merkezi Anadolu Cad. No: 40 K: M2 Bayraklı - İZMİR
Tel: (232) 462 33 33
Faks: (232) 486 20 60
www.mmo.org.tr/izmir
Yerel Süreli Yayın
MMO İzmir Şube yayın organı MMO üyelerine ücretsiz gönderilir.
Gönderilen yazıların yayınlanıp
yayınlanmamasına, TMMOB Makina
Mühendisleri Odası İzmir Şubesi
Yönetim Kurulu karar verir.
Yayımlanan yazılardaki sorumluluk
yazarlarına ilan ve reklamlardaki sorumluluk ilanı veren kişi veya kuruluşa aittir.
Bülten’e gönderilen çeviri yazıların kaynağı mutlaka belirtilir. Gönderilen yazılar, yazarlarına geri verilmez.
Bu web sitesi çerez kullanmaktadır
Sitemizin çalışması için gerekli olan çerezleri kullanıyoruz. Siteyi kullanmaya devam ederek bunları kabul etmiş olursunuz.
Bizi Takip Edin
MMO İZMİR
MMO
TMMOB