
İnsan Yüzü, Neden Tarih Boyunca Cezaların Hedefi Oldu?
Yüz, insan etkileşiminin merkezinde ve çoğu zaman karşılaştığımız insanlar hakkında bilgi aldığımız ilk yer. Tarih boyunca yüzler hem hayranlık hem de korku konusu oldu. Bir […]

Yüz, insan etkileşiminin merkezinde ve çoğu zaman karşılaştığımız insanlar hakkında bilgi aldığımız ilk yer. Tarih boyunca yüzler hem hayranlık hem de korku konusu oldu. Bir […]

Yılanlara karşı olan korkumuz, aslında primat atalarımızın hayatta kalma mücadelesinden bize kalan milyonlarca yıllık evrimsel bir miras. Öyle ki, görme yeteneğimizin bu kadar keskinleşmesinin en […]

Mars’ta keşfedilen sıradışı kayalar, Kızıl Gezegen’de geçmiş yaşam ihtimaline dair şimdiye kadarki en dikkat çekici kanıtları barındırıyor. NASA’nın Perseverance Rover uzay aracı tarafından tozlu bir […]

Patriyarkal İdeolojik Savaş ve Toplumsal Yaşamın Kuşatılması Türkiye’de kadınların yaşam biçimlerine, kıyafetlerine ve eşit yurttaşlık taleplerine yönelik müdahaleler yoğunlaşırken, aynı anda savaşın farklı yüzleri de […]
Dahiler de insandır.
İzafiyetin babası ve yerçekimiyle ışığın yasalarını açıklayan fizikçi olabilir, ancak büyük Albert Einstein bile bazen kendi teorilerine inanmıyordu.
Bu kendine güvensizlik onun bazı büyük hatalar yapmasına neden oldu.

Genel görelilik teorisi üzerinde çalışırken Einstein’ın hesaplamaları, o dönemde Evren’in durağan olduğuna dair kabul gören görüşün aksine, yerçekiminin Evren’in ya büzülmesine ya da genişlemesine neden olacağını öne sürdü.
Einstein, 1917’de genel görelilik üzerine yazdığı makalede, yerçekiminin etkisini etkin bir şekilde dengelemek için denklemlerine bir “kozmolojik sabit” eklemiş ve böylece Evren’in statik olduğu yönündeki ortodoks görüşe katılmıştır.
On yıl kadar sonra, bilim insanları Evren’in hiç de durağan olmadığına dair yeni kanıtlar toplamaya başladı.
Aslında evren genişliyordu.
Fizikçi George Gamow yıllar sonra My World Line: An Informal Autobiography (Dünya Çizgim: Gayriresmi Bir Otobiyografi ) adlı kitabında, Einstein’ın geriye dönüp baktığında “kozmolojik sabiti ortaya atmasının hayatında yaptığı en büyük gaf olduğunu” söylediğini yazmıştı.
Fakat hikaye burada bitmedi.
Bilim insanları artık Evren’in genişlemesinin gizemli bir “karanlık enerji” nedeniyle hızlandığına dair kanıtlara sahip.
Bazıları, Einstein’ın başlangıçta denklemlerinde yerçekimine karşı koymak için ortaya attığı kozmolojik sabitin aslında bu enerjiyi açıklayabileceğine ve dolayısıyla böyle bir hata olmayacağına inanıyor.
Einstein’ın genel görelilik teorisi başka bir olguyu da öngörüyordu: Yıldız gibi büyük bir nesnenin çekim alanının, arkasındaki uzak bir nesneden gelen ışığı bükerek dev bir büyüteç görevi göreceği.
Einstein, kütleçekimsel merceklenme olarak bilinen bu etkinin görülemeyecek kadar küçük olacağını düşünüyordu.
RW Mandl adında bir Çek mühendis onu bunu yapmaya ikna edene kadar hesaplamalarını yayınlamayı bile düşünmemişti.
Einstein, Science dergisindeki 1936 tarihli kendi makalesine atıfta bulunarak editöre şöyle yazmıştı:
“Bay Mandl’ın beni yazmaya zorladığı bu küçük makaleyle ilgili işbirliğiniz için de teşekkür etmeme izin verin. Bunun pek bir değeri yok ama zavallı adamı mutlu ediyor.”
Fakat bu küçük yayında yer alan bilgilerin astronomi için çok önemli olduğu ortaya çıktı.
Kütleçekimsel merceklenme, Hubble Teleskobu’nun çok çok uzaklardaki galaksilerin ayrıntılarını, Dünya’ya daha yakın olan devasa galaksi kümeleri tarafından büyütülmüş olarak yakalamasını sağlıyor.
Einstein’ın, ışığı hem dalga hem de parçacık olarak tanımlayan 1905 tarihli makalesi gibi çalışmaları, fiziğin gelişmekte olan bir dalının temellerinin atılmasına yardımcı oldu.
Kuantum mekaniği, küçük atom altı parçacıkların tuhaf, sezgiye aykırı dünyasını tanımlar.
Örneğin bir kuantum nesnesi “süperpozisyonda”, yani gözlemlenip ölçülene kadar birden fazla durumda bulunur ve gözlemlendiği anda bir değere sahip olur.
Bu durum fizikçi Erwin Schrödinger tarafından bir kutu içindeki bir kedinin, birisi kontrol etmek için kapağı açana kadar aynı anda hem canlı hem de ölü sayılabileceği paradoksuyla ünlendirilmiştir.
Einstein bu belirsizliği kabul etmeyi reddetti.
1926 yılında fizikçi Max Born’a “[Tanrı] zar atmaz” diye yazmıştı.
1935 yılında bilim insanları Boris Podolsky ve Nathan Rosen ile birlikte yazdığı makalede, süperpozisyonda bulunan iki nesne bir şekilde birbirine bağlandıktan sonra ayrılırsa, ilk nesneyi gözlemleyen bir kişinin, ikinci nesneyi hiç görmeden, ikinci nesnenin değerini bilebileceği sonucuna varmıştır.
Bu düşünce deneyi kuantum süperpozisyonuna bir karşı çıkış olarak tasarlanmış olsa da, aslında on yıllar sonra kuantum mekaniğinde bugün “kuantum dolanıklık” dediğimiz kilit bir fikrin gelişmesine zemin hazırladı.
Bu, birbirinden uzakta olsalar bile iki nesnenin tek bir nesne olarak birbirine bağlanabileceğini iddia eder.
Öyle görünüyor ki Einstein teorilerinde zekiydi ve bazen yanlış yaptığı şeylerde bile bir deha vardı.
