
Mesleki Eğitimde Kırılma Noktası
Son günlerde MESEM (Mesleki Eğitim Merkezi) öğrencilerinin yaşadığı iş kazaları ve ne yazık ki ölümle sonuçlanan olaylar, toplumun vicdanını derinden yaralamakta ve ciddi bir endişe […]

Son günlerde MESEM (Mesleki Eğitim Merkezi) öğrencilerinin yaşadığı iş kazaları ve ne yazık ki ölümle sonuçlanan olaylar, toplumun vicdanını derinden yaralamakta ve ciddi bir endişe […]

Bölüm 1 1. Giriş Lastik tekerlekli loder ve ekskavatörler, inşaat, madencilik, tarım ve endüstriyel faaliyetlerde yaygın olarak kullanılan iş makineleridir. Bu makineler, ağır yüklerin taşınması, […]

Gerçeği bükmez; Görünür Kılar Algoritmalar toplumsal önyargıları yok etmez; tersine onları görünmez kılarak güçlendirir. Safiya Umoja Noble Teknolojinin tarafsız olduğunu düşünmek kolaydır. Ekranların, kodların, algoritmaların […]

1949 devriminden sonra dünyanın en hızlı sanayileşen ülkelerinden biri hâline gelen Çin, 1980’lerden itibaren sosyalist kalkınma modelinden tedricen devlet kapitalizmine geçerek dünya ekonomisine entegre olmuş […]
Yakınlarımın, arkadaşlarımın, dostlarımın vefatlarına çok üzülürüm. Arkadaşlarımın ve dostlarımın vefatına daha çok üzülürüm. En çok da hem arkadaşım hem dostum hem de “mühendis” olanların vefatına çok üzülürüm; Skender, vefatına en çok üzüldüklerimden. O düşün dünyamıza yola çıktığında, onun biyografisine ortak mühendislik anılarımızı not etmek istedim.
Yıl 1980; “er” Kenan Evren, dört devre ve koğuş arkadaşının yaptıkları darbeden bir ay sonra, yurt dışından o zamanlar her yönüyle daha güzel olan İzmir’ime döndüm. Sabah bölüm kapısında yüzbaşının geliş saatlerimizi kontrol ettiği, akşam üstü beşten sonra üniversite binalarına girmenin yasak olduğu günler başladı.
Pek çok sivil toplum kuruluşuyla birlikte, meslek odalarının da kimi kapatıldı, kiminin denetim altında çalışmasına izin verildi. Makina Mühendisleri Odası İzmir Şubesi çalışmasına denetim altında izin verilenlerdendi; ancak bazı dönem yöneticilerinin Alsancak Vapur İskelesinde “Aranıyor” başlıklı ilanlarda fotoğrafları ve isimleri yer alıyordu. İki yıl evvelki zamanlarda, yurt dışına girmeden önce, akademisyenlik yolunu seçmiş bir mühendis olarak üyesi bulunduğum odanın çalışmalarına aktivitelerine katkı koymaya çalışıyordum. Hatırladığım kadarıyla yurt dışına gitmeden önce yapılan bir şube genel kurulunda divan üyeliği de yapmıştım.
1981 yılına girildiğinde Genel Kurulun yapılması ve getirilen yeni kurallara göre iki yıllığına yöneticilerin seçilmesi söz konusuydu. Sonradan öğrendiğime göre, benden önceki aday adaylarının kabul etmediği yönetim kurulu başkanlığı adaylığı eski öğrencim ve meslektaşım Sevgili Fasih (Kutluay) tarafından bana yapıldı ve böylece seçimde aday oldum. Detayları çok hatırlamıyorum ama benimle birlikte aday gösterilenlerin dışında alternatif ne aday ne de aday listeleri vardı; arananlardan, yakalananlardan, içeri atılanlardan çoğunluk dersini çıkarmış olmalıydı, seçimi kazandık!
Yönetim Kurulu olarak gözlemci emniyet görevlisi aramızda olmak üzere, ilk bir araya geldiğimizde Sevgili Fasih dışındaki üyeleri ile daha önce tanışmamıştım. Sevgili Skender’i işte o zaman tanıdım. Fasih Yönetim Kurulu Sekreteri, Skender de Şube Saymanı olarak diğer dört üyeyle birlikte çalışmaya başladık ve iki yıl sonra birbirini tanıyan dostlar olarak görevimizi yeni yönetim kuruluna devrettik.
Yönetim Kurulu olarak birlikte çalıştığımız iki yıl içinde en önemli görevimiz, şubenin borçlarını ödemek, telefon santralı da haciz edilen Genel Merkezimize maddi destek sağlamak idi. Cumartesi Pazar, hafta içinde kendi işlerimizin dışında tüm zamanlarımızı Oda Şube çalışmalarına ayırdık. Ne kadar başarılı olduğumuzu benim değerlendirmem doğru olmaz. Buna meslektaşlarımız karar vermeli. Ama bana göre Şube çalışmalarına önemli unsurlar kattığımızı düşünüyorum.
Birlikte geçirdiğimiz zamanlarda Skender’i hem insan olarak hem de bir mühendis olarak yakından tanıma şansına sahip oldum. Birgün şubeye 50’li yaşlarda bir insan girdi. Kendisini TUKAŞ’ın Genel Müdürü olarak tanıttı. Patlayan buhar kazanlarının yerine bir buhar kazanı satın alacaklardı. Bu ihalenin, üretim kontrolunun ve tesliminin Oda tarafından yapılmasını istiyordu. Anlaşıldığına göre biz araştırılmıştık ve iş için seçilmiştik. Sanırım bu adeta kabulü mecburi iş teklifinden önce, Manisa Er Eğitim Tugayında patlayan bir kazan için Mahkeme tarafından Skender’le beraber bilirkişi seçilmiştik. Tugay’a gittik kazan dairesi kolonları kesilerek çökmüştü. Meydana gelen hasarın büyüklüğü askeri yöneticileri şaşırtmıştı. Skender’le birlikte kazanın neden patladığını bulmaya çalışırken, kazan dairesinin dışında gezinen Skender, 50 – 60 metre uzaklıkta alçak bir binanın çatısı üstünde kazanın buhar çıkışındaki stop vanasını buldu. Ben dolaşsaydım fark etmezdim. Vanayı getirttik ve vananın kapalı olduğunu bulduk. Yarı silindirik kalorifer kazanının alçak basınçlı buhar kazanına uyarlamasıyla yapılmış kazanda basınç kontrol sensörü, stop vanasından sonra yer alıyordu. Stop vanası kapalı halde unutulup kömür yüklenince kazan havaya uçmuştu. Benzeri bilirkişilik deneyimlerim, bana Skender’in ne kadar iyi bir kazan ve buhar mühendisi olduğunu öğretti. Bunu daha sonraları kaçınılmaz bir sonuç olarak gördüm: Baba kazancıydı, hem de su borulu kazanlar üzerine yetişmiş sayılı uzmanlardan biriydi. Ağabeyler kazancıydı. Mühendislik eğitimiyle Skender aile uzmanlığını taçlandırmıştı.
Tukaş Genel Müdürünün teklifini, kabul ettik. Skender’le beraber çalışmaya başladık. İhale dosyasını, şartnameyi hazırladık, Türkiye’nin en ünlü kazan ve tesisat firmalarının katıldığı ihaleyi yaptık ve uygun gördüğümüz teklifleri sıralayarak Tukaş Yönetimine sunduk. Yönetim bizim ikinci sıraya koyduğumuz firmayı seçti ve önemli bir indirimde yaptırdı. Çalışma başladı, Skender’in belirlediği iş programındaki kontrol adımlarına göre denetimlerimize başladık. Bunlardan biri üretim yerinde kazan çatıldığında yapılacak gözlemdi. Firmanın İstanbul’daki fabrikasına gittik. Kazan çatılmıştı ama kazan boruları, şartnamede belirtilen çelik çekme borular değildi. Bunu kabul etmedik ve kazan borularının çelik çekme borularla değiştirilmesini isteyip İzmir’e döndük. Yapılması gereken firma için hayli külfetli bir işti. Kazan boruları söküldü yerine çelik çekme boruları kaynaklandı. Sonunda kazan üretildi, Turgutlu’da fabrikaya getirildi, tesisat bağlantıları yapıldı, özel tanımladığımız otomasyon panoları ve tesisatı, otomatik kontrol sistemi bitirildi ve bizden kazan dairesini teslim almamız istendi.
Şartnamede olduğu gibi, kazan ve bağlantılı sistemlerinin testi sırasında, başka personel olmadan kazanı biz çalıştıracak ve testimizi yapacaktık. Önce kontrol panosunun duvar tipi olduğunu gördük. Şartnameye göre bizim şartnamemizde operatörün kazan göstergelerini gözlemesine imkan verecek pozisyonda banko-piyano tipi bir kontrol sistemi olması gerekiyordu. Ayrıca kontrol masasının üzerinde olmasını istediğimiz ışıklı tehlike uyarısı da yoktu. Kontrol sistemini şartnameye göre gerçekleştirin deyip, değişiklikte tekrar gelmek üzere İzmir’e döndük. Bir müddet sonra değişikliğin yapıldığı ve testlerin yapılmasını istediler. Kazan dairesine girdik, bizden başka kimsenin teste müdahale etmemesini söyledik. Kazanı çalıştırdık, fabrikaya buhar verdik, emniyet sisteminin çalışıp çalışmadığı konusunda simülasyonlar yaptık ve nihayet sistemi kapatıp teslim için olur verdik.
Üniversitede buhar kazanı projesi yapmama, Coca Cola fabrikasının Muradiye’deki Salça fabrikasında önce operatör yardımcısı ve vardiya operatörü olarak çalışmama rağmen gerek bilirkişilik çalışmalarında gerek Tukaş ihalesinde, buhar teknolojisi konusunda Skender’den çok şey öğrendim. Muhtemeldir ki o da benden bir şeyler öğrenmiştir.
İktidarın “er”leri, Üniversiteleri de düzeltmek için de YÖK’ü kurdular ve akademisyenleri gerçek birer vatansever yapmak için vatanı tanımak üzere, kendi meslek hayatlarına benzer olarak, üniversite üniversite dolaşmalarını sağlamak için doçent ve profesör olmak isteyenlere rotasyon zorunluluğu getirdiler. Bu akademik unvanlara ulaşmak için başka üniversitelerde çalışma zorunluğu getirdiler. Sanırım bu kural, extra-curriculum(!) aktivitelerin yardımı yoluyla bir üniversiteye bir aylığına gidip profesör olarak dönenler dışında pek işlemedi. Henüz akademik hayatın başında olan bizler bu rotasyonları kabullenemezdik. Emir demiri kesecekse kendimize başka yollar aramalıydık. Geleceğe dönük olarak birbirini iyi tanımış meslektaşlar olarak Skender, Fasih ve böyle girişimleri desteleyen meslektaş ağabeyimiz Hikmet Karabacak ile bir mekanik tesisat şirketi olan TOKEL – EEE’yi kurduk. 3E, Endüstri, Enerji, Ekonomi anlamına geliyordu.
Skender’in yönettiği bu şirkette birlikte ilkler gerçekleştirdik. Skender takip ettiği yabancı dergilerden birinde kondens pompası diye bir pompa keşfetmişti. Açık kondens tankı kullanmadan sıvı buhar karışımını bulunduğu basınçtan alıp kazana basıyordu. Yaptığı enerji tasarrufu %20 civarındaydı ve Türkiye’de bilinmiyordu. Üretici İngiliz firmasından bir mektupla executive temsilciliğini aldık ve İlk uygulamayı Söktaş firmasının buhar tesisatında yaptık. Pompayı çalıştırdığımızda kondens tankı devreden çıkmış, boşa atılan buhar kesilmişti. Fabrikanın yöneticileri sonuca şaşırmıştı; biz bile, dışa vurmasak da, inanamamıştık. Kondens pompası hakkında makale yazdık. Daha sonraları da başka buhar tesislerinde uygulamayı gerçekleştirdik. Özden (Ersöz) ağabeyin ve şirketi Vansan’ın desteğiyle, bir öğrenci projesi olarak yerli kondens pompası prototipini gerçekleştirdik.
İkinci çalışmamız ise yer kaloriferiydi. Yurt dışından ilk defa yer kaloriferi borusunu Türkiye’ye getiren bir şirketle tanıştık. Yabancı kaynaklardan yer kaloriferinin temellerini öğrendik. Makina Mühendisleri Odasında konferanslar verdik, dergisinde yayınlar yaptık, uygulamalar için çalışmaya başladık. Bu arada yerli boru üretimi yapmalarını Ege Yıldız’a önerdik. Yerli boru üretildi, uygulama için tasarım kitabını yazdık. Skender yer kaloriferi tasarımı ve uygulaması alanında genç makina mühendisleri yetiştirdi. Hala bu alanda hizmet verenleri var. Türkiye’de ilk defa bir tavuk çiftliğinde civcivler için yer kaloriferi uygulamasını Skender yaptı. Skender’le beraber yer kaloriferinin tanıtılması, tasarımı, uygulanması ve yaygınlaşması konusunda Türkiye’deki öncülerden biri olduğumuzu düşünüyorum.
Benim akademisyenlik sevdam, anlamsız YÖK rotasyon uygulamasının da kalkması ile alternatif arayışımın son bulmasıyla, TOKEL’deki heyecanımı çok gölgede bıraktı ve ayrıldım. TOKEL, Skender’le devam etti; mühendislik hizmetleri verdi, genç mühendisleri yetiştirdi. Daha sonra hayatımızda bir arakesitimiz, İzmir Meslek Yüksek Okulu’nda yöneticilik yaptığım sırada o da Tesisat dersleri verdiği zamanda akademik hayatta oldu.
Skender sıra dışı iyi bir makina mühendisiydi, bir eğiticiydi; bunların ötesinde benim iyi bir arkadaşım ve dostumdu. Bu yazıyı onun bir mühendis olarak, Makina Mühendisleri Odası İzmir Şubesinde bir yönetici olarak, mühendislik hayatımıza katkılarını kendi deneyimimle anlatmak için kaleme aldım.
Güle Güle Skender.
Bana öğrettikleri için de minnettarım. Seni çok özleyeceğim, hep sevgiyle anacağım.
Macit Toksoy
19 Ağustos 2025 – Maydanoz.
