
Mesleki Eğitimde Kırılma Noktası
Son günlerde MESEM (Mesleki Eğitim Merkezi) öğrencilerinin yaşadığı iş kazaları ve ne yazık ki ölümle sonuçlanan olaylar, toplumun vicdanını derinden yaralamakta ve ciddi bir endişe […]

Son günlerde MESEM (Mesleki Eğitim Merkezi) öğrencilerinin yaşadığı iş kazaları ve ne yazık ki ölümle sonuçlanan olaylar, toplumun vicdanını derinden yaralamakta ve ciddi bir endişe […]

Bölüm 1 1. Giriş Lastik tekerlekli loder ve ekskavatörler, inşaat, madencilik, tarım ve endüstriyel faaliyetlerde yaygın olarak kullanılan iş makineleridir. Bu makineler, ağır yüklerin taşınması, […]

Gerçeği bükmez; Görünür Kılar Algoritmalar toplumsal önyargıları yok etmez; tersine onları görünmez kılarak güçlendirir. Safiya Umoja Noble Teknolojinin tarafsız olduğunu düşünmek kolaydır. Ekranların, kodların, algoritmaların […]

1949 devriminden sonra dünyanın en hızlı sanayileşen ülkelerinden biri hâline gelen Çin, 1980’lerden itibaren sosyalist kalkınma modelinden tedricen devlet kapitalizmine geçerek dünya ekonomisine entegre olmuş […]
Son zamanlarda iki kitap elimde dolaşıyordu, kah biri kah diğeri. Aslında bu bir rastlantı veya o anki ruh halimden kaynaklanan bir tercih değildi. Bir şey iki kitap arasında sezgisel bir ilişki kurmama neden oluyordu. Bertell Ollman’ın “Diyalektiğin Dansı” ve Tom Robbins’in “Ağaçkakan”ı. Bir roman ve teorik bir kitap…
Birinden diğerine geçiş yaptığımda, sanki aynı şeyin farklı bir görünümüne geçmiş oluyordum. İkisi de birbirini besliyor, zenginleştiriyordu, sanki aynı varoluşu paylaşıyorlardı.
Bir şeyin, diğer şeyle aynı varoluşu paylaşması?

Diyalektiğe yaptığı çağrışımlar nedeniyle ilgimi çeken Kuantum dolaşıklığı üzerine bir şeyler karıştırırken, nefis bir yorumla karşılaşmıştım; “onların arasında bir iletişim yok, yalnızca bir varoluşu paylaşıyorlar. Bu nedenle de Kuantum iletişimi gibi bir şey olamaz!”
Kuantum dolaşıklığını duymuşsunuzdur, bir elmayı ikiye böldüğünüzde, pardon parçacığı. Her iki parçanın, aralarındaki “mesafeden bağımsız” olarak aynı anda etkileşmesidir. Bizi asıl ilgilendiren ve “işte diyalektik” dediğimiz şey ise “bir varoluşu paylaşmalarıdır”. Ollman’ın da söz ettiği gibi alışageldiğimiz düşünüş her şeyi tarifleyip, sınırlar çizip, ayrı olgular olarak algılama eğilimindedir. Oysa pek çok şey, belki de her şey aslında bir varoluşun farklı görünümleridir.
Robbins’in uçarı dili, şeyler arasında umursamazca dolaşan, neşeyle zıplayan, kimi zaman dinamitleyen ve onlara aslında tek bir şey olduklarını söyleyen dili… Evet, Ollman’ı çağrıştıran buydu.
Bir prensesi bombacıyla nasıl bir araya getirirsiniz? Aralarındaki mesafe? belki de hiç olmamıştı. Belki de aramızdaki mesafeler hiç yoktu.
Robbins, alışageldiğimiz, tarifleyip sınıflandırdığımız, planlayıp tasniflediğimiz zorunluluklar dünyasını umursamıyordu. O olasılıkların peşindeydi. Olasılıklar, mekanik her şeyin düşmanıdır. Onu en zayıf hale getirmek başlıca işlerinden biridir teknikerin. Ola ki beklenmedik, farklı bir şey karşısına çıkarsa… Korkutucudur, kestirilemez. Ama ne var ki hayatın diyalektiği bu konuda ustadır. Hep bilinmedik şeylerle şaşırtır bizi. Olasılıkları, hem de en uçtan, en saçma ve kimi zaman çılgınca şeylerden var eder.
Oysa zorunluluklar dünyası gridir. Varacağın, varman gereken yeri sana söyler. Aksi eksikliktir. Belki de hiç tamamlanamayacak bizler için korkutucu bir rüya.
Ağaçkakan… o her zaman eksiktir, kaygısız. Tamamlanma derdine sahip olmadığı da su götürmez. Alt tarafı bir kızıl saçlı. Ama zorunluluklar pek yanına yaklaşamaz, o sürprizler dünyasına aittir.
Üstat(2) 18 Brumaire sayfa 56’da belki de görebileceğimiz en nefis diyalektiği yazmıştı. Nasıl olur da bir yenilgi aynı zamanda bir zafer olabilir? Olabilir dedi kızıl saçlı, bilgece bir söz söylemenin gururuyla; bir şey başka düzeyde farklı bir şey olarak vücut bulabilir, bu onların başka şeyler olduklarını değil, yalnızca aynı varoluşun farklı görünümleri olduğunu söyler. Sihri bu olsa gerek, toplumsalın.
Diyalektik belki de sadece sihri anlamamızın bir yoludur…
1- Karl Marx, Hegel’in Hukuk Felsefesinin Eleştirisine Giriş
2- Tabii ki Karl Marx
3- Yabancılaşma: İçsel İlişkiler Felsefesi – Bertell Ollman
